Mucizenin Adı: Rüsumat oyunu

Mucizenin adı: Rüsumat oyun afişi

Mucizenin Adı: Rüsumat adlı tiyatro oyunu kim oynadı? ‘Altınordu Belediyesi Tiyatro Kurmadı. O.B.K.T.’ye rakip bir tiyatro ekibi kurmaktan özellikle kaçınıyoruz’, denilse de bal gibi kurulmuş işte. Neden kurulduğuna dair bu gizlilik, sosyal medya post’u atıp, silmeler… Bu gizlilik neden? İki belediye ya da iki siyasi görüş karşı karşıya gelip, polemiklere gebe olmak istemiyor anlaşılan.

Evet Altınordu Belediyesinin kültür işleri bünyesinde etkinlikleri idare eden, organize eden bir birim ya da ekip kurulabilir, gereklidir de ancak bir tiyatro ekibinin kurulması, hiç yeri ve zamanı değil. Daha biz büyükşehir belediyesindeki tiyatronun sorunlarını halletmemişken, yeni bir tiyatro sorununu Ordu ve Ordulular kaldıramaz. Ha! büyükşehir belediyesindeki tiyatro görevini yapamaz, sorunlar gitgide kördüğümleşir, ümitler kesilir, işte o zaman elbette rakip ve rekabetçi bir tiyatro kurulabilir. Seçimlerden hemen sonra tiyatro kurmak, dediğim gibi zamanı ve yeri değil. Zaman O.B.K.T.’yi güçlendirmek olmalı ve Altınordu Belediyesi de buna destek vermelidir. Siyasi olarak vermek istemez ya da Ya da O.B.K.T. buna izin vermez, bu davranış Altınordu’yu rahatsız ederse, özel yerel tiyatro guruplarına, yerel tiyatro yazarlarına destek verebilir, özel tiyatrolara salon desteği sağlanabilir. Ancak bu rakip tiyatro olmamalıdır.

Bu konu ayrı bir tartışma konusu olduğu için, şimdilik özet ve ana başlıklarla geçiyorum. Madem tiyatro topluluğu kurmadınız, Atatürk’ün Ordu’ya gelişleri ve Rüsumat kutlama ve anma etkinlikleri afişinde, Tiyatro Topluluğu adını yazmayacaktınız. Ordu bal gibi yeni bir tiyatro topluluğuna kavuşmuş. Yazdıysanız da bunun arkasında duracaksınız. ‘Meşhur dedikodu’ kazanının kaynattırmasına neden olmayın!

Mucizenin Adı: Rüsumat adlı oyunu yorumladık!

rusumatafis

Uzatmayalım, gelelim tiyatro oyunu üzerine eleştirimize!

Öncelikle, bir kez daha İbrahim Dizman’ı kutlamadan geçmek olmaz. İşin ustası her seferinde tarihçiliğini, araştırmacılığını ve edebiyatçılığını konuşturmayı başarıyor. Ordu’nun eniştesi yine Ordu’ya bir eser armağan etmiş! Vallahi birçok Ordulunun yapamadığı şeyi Dizman Öğretmen, hiç çekinmeden ortaya koyduğundan, Orduluların ona olan minnet borcu her geçen gün artıyor. Öğretmenimiz, Ordu için resmen taş üstüne taş koyuyor, biz ise izleyip alkışlıyoruz.

Gelelim oyunun yönetmenine, Nurullah Özdemir. Henüz tiyatro bölümünden yeni mezun olmuş bir delikanlı. Bütün çıraklığına rağmen, ustalık mertebesine doğru adım adım ilerliyor. Temel sağlam, üstüne duvar örülmeyi bekliyor. Ordu’ya resmi olarak ikinci yerel tiyatro grubunu kurmuş, yetmemiş bir de Katarsis Sahne adında bir tiyatro salonu açmış. Genç adam durmuyor, sadece tiyatroyla yetinmiyor, çok sesli müzik yapan bir topluluğa da destek veriyor. Sosyal sorumluluk projeleriyle toplumu sanatla buluşturma çabasında. Helal olsun, o da büyük bir övgüyü hak ediyor doğrusu.

Oyun başlamadan salonda, oyun içinde de sahnede ‘Yazıyooooo!’ diye dolaştırılan çocuk fikrine bayıldım. Kim düşündüyse bravo doğrusu!

Oyunda Gamze’nin makyajına ayrı bir parantez açmak lazım. Nurullah’ı Atatürk’e o kadar benzetmiş ki, sahnede Ata’yı canlı görmüş kadar oldum. Duruşu, tiplemesi otoriter ses vurgusu özenle hazırlanmış, tam da olması gerektiği gibi. O vakur duruş, karakterle bütünleşmiş. Yani Nurullah oyunculukta dersini çalışıp gelmiş, sınavı alnının akıyla da geçti

Burası alkış kısmı!, Gelin işin asıl ‘Adam Küstürücü!’ kısımına geçelim.

Anma Programı mı Tiyatro Oyunu mu?

İlk ve en temel sorum şu: Bu izlediğimiz şey bir anma programı mı yoksa gerçek anlamda bir tiyatro oyunu mu? Eğer bir anma programıysa, lafım yok. Teatral gösterilerle bezenmiş olabilir. Ama eğer ‘Biz burada tiyatro yaptık.’ diyorsanız, işte o zaman söyleyeceklerim var. Ne diyelim, olumlu olan birkaç şeyi kenara koyduktan sonra, eleştirinin dozu artacak!

  1. Teşekkür Faslı: Bir tiyatro oyunu biter bitmez, oyunun süresi kadar teşekkür ve günün anlamını belirten konuşma yapılmaz! Teşekkür mü edilecek? ‘Aydın havası’ misali kısa ve öz bir sürede yapılır, o Seyircinin sabrını zorlamanın anlamı yok.
  2. Ekip Kendini Övmez: Ekip çıkıp kendini övmez, buna hiç gerek yok. Zaten yaptığın işi yapacaksın! Eğer bir övgü olacaksa, onu seyirciler, konuklar, eleştirmenler yapar. Hele hele Belediye Başkanı bile bu ekibin bir parçasıysa, onun çıkıp ekibi övmesi hiç mantıklı değil. Yani, kendi kendini öven bir ekip görmekten yorulduk. Zaten yapman gerekeni yapıyorsun, ekstra alkışa gerek varsa seyirci onu yapar, sen gaz verme!
  3. Oyunculuklar: Daha önce de izlediğimiz ve kabiliyetlerini bildiğimiz oyuncular, bazı sahnelerde müsameresi tadında performans sergilediler. Ses tonları, artikülasyonları, mimikleriyle iyi iş çıkaran bir kişi vardı, o da rol süresi kısa olsa da eski toprak Ferda. Gemiye dalıp çıkan sahneler iyi oynansa da, diğer sahnelerde tatmin edici bir performans izleyemedik.
  4. Mantıksal Hatalar: Düşman gemisini fark eden bir asker, dürbünle sahnenin sağ tarafına bakarken, komutanına dürbünü uzattı. Komutan dürbünü bambaşka bir yere tutup, o gemiyi, bu sefer sol tarafta aramaya başladı! Yahu, mantık nereye gitti? Böyle bir hata yapılır mı?
  5. Dekor: O iskele korkuluğu mu yoksa gemi küpeştesi mi? Küpeşteyi korkuluktan ayıran en önemli detay nedir? Tabii ki can simidi! Evet, doğru tahmin ettiniz, bir can simidi neden yoktu? Sakın Bertolt Brecht tarzından dem vurmayın, yapılan hataydı!
  6. Atatürk ve Paşalar: Atatürk ve zamanın eski paşaları, valiler, devlet görevlileri hepsi birer vatansever, okumuş, oturaklı, heybetli, kendilerine has bir duruşu olan insanlardı. Çoğunda kahraman edası resimlerde yansımıştır. Birbirlerine saygılıydılar ancak yalaka bir görüntü içinde değillerdir. Bakın eski fotoğraflara, padişahın önünde el pençe duran sadrazam ve paşalardan farklıydılar. Hepsi yeri gelince dost arkadaş dinlemezler, kıyasıya birbirlerine hatta zaman zaman mecliste Atatürk’e bile kök söktürürlerdi. Bu karakter ve yapı duruşlarına da yansır. Atatürk’ün yanında ne İsmet Paşa’yı ne Kazım Karabekir’i ne de Ali Fuat Cebesoy, Rıfat Bele ya da valileri el pençe durmazlardı. Bizim oyunda hemen herkes, Atatürk’ün yanında en pençe (kahraman değil şimdinin yandaşı!) vaziyetteydi. Kurgu da bu atlanmamalıydı.
  7. Multivizyon Faciası: Müzikler gayet yerindeydi, fakat multivizyon sunumu… Felaket ötesi bir şeydi! Kötü değil iğrençti. O kadar kötüydü ki, oyuna resmen gölge düşürdü. Ciddiyetten uzak, amatörce hazırlanmış görüntüler, kaliteli bir oyunun altını resmen oydu. ‘Oyunun içine…’ desem yeridir! Seyircinin ilticamını bozdu, dikkatini dağıttı resmen.
  8. Kostüm: Atatürk’ün kostümü çok iyi düşünülmüş ama diğer oyunculara gelince, aynı özeni göremedik. Pierre Cardin çizgili, 70 yılların bağlama tarzlı, gepgeniş kravatların o yıllarda ‘trend’ olmadığını sanırım unutmuşlar. Kostüm keşke biraz daha titiz olsalardı.
  9. Milli Marşlar: Yabancı ülkelerden esinlenme, hatta araklanarak, üzerine Türkçe sözler yazılmasıyla millileştirilmiş marşlar yerine, daha özenli seçilmiş gerçek milli marşlar kullanılabilirdi. İsveçli şair Gustav Fröding’in yazdığı bir eserin üzerine Türkçe sözler yazıp, milli marş ilan edilmesi zaten başlı başına bir skandal. ‘Üç hafifmeşrep kızın ormanda geçen macerasını anlatan müzik nasıl bizim marşımız oldu?’ yanar yanar ona yanarım. Aslen Klezmer tarzında söylenen Rabbi Elimelekh adlı geleneksel bir Yahudi halk şarkısına ait olup, (çalma!), üzerine Türkçe sözler yazılarak ‘Hakikaten bir başkalaştırılan memleket’, benim memleketim olmamalı! Bu şarkıları milli şarkımız olarak kim ve nasıl kabul buyurdular, anlayamıyorum. Cahilliğin ve eğitimsizliğin, hazırlopculuğun dik alası! Bir milli marşı besteleyemeyen aciz bir ulus muyuz? Sorsanız, müzik evrenseldir de milli marşlarla, istiklal marşları milli ve yerli olmak zorundadır. Yanar, yanar ona yanarım. Biz, bir milli marşı besteleyecek kadar aciz miyiz? Buradan hareketle oyunda milli marşlar seçilirken daha titiz olunmalıydı. En azından bundan sonra böyle olmalı!

Sonuç: Genel anlamda iyi niyetle yazılmış bir oyun, usta oyuncularla sahnelenmesine rağmen yönetmenlikte deneyim eksikliği fazlasıyla göze çarpıyor. Bir ay gibi kısa bir sürede hazırlanmış olması mı, yoksa heyecandan mıdır bilinmez, oyun ne yazık ki zayıf kalmış. Bu tür tarihsel oyunlar, özellikle milli değerler anıldığında, daha ciddiyetle ele alınmalı. İşin ehli olmayan ellerde, organizasyon eksikliği ve amatörlük her zaman kendini belli ediyor. Kaymakamlık ve Altınordu Belediyesi bu etkinliği ciddiye almış olmasına almış ama organizasyon açısından bekleneni verememiş, etkinlik ne yazık ki ucuzlaşmıştır. 

Son Sözler:

Oyun sonrası herkes sahne kenarında oyuncu arkadaşları kutladı. Ortada bir emek var, bunu kutlamak elbette lazım. ‘Muhteşemsiniz!’, ‘Harikaydınız’ diyen diyeneydi. Basın geceyi gazete ve sosyal medyada yere göğe sığdıramamış. Yanlış yapılıyor. Yıkmadan yapıcı eleştireceğiz ki, oyuncular geliştirsin kendisini. Bugüne kadar eleştirmeden hep şakşaklandığı için, tiyatromuz kendini geliştiremedi, seyirci kaybetti. Bugün bunun acısını çekiyor ve sorunlarla bunun için boğuşmaz zorunda kaldı. Yapmayın!

Dört beş gündür birçok kişiyle konuştum, herkeste bir kötü eleştiri, yerden yere vurma! Ortaokul müsameresinde bile yapılmayacak hatalar sıralanıp duruyor. Şöyle kötüymüş, böyle amatörceymiş’ diye dökülen eleştiriler, oyun sonrası tebrikler sırasında yapılan yorumlarla ile tam bir tezat oluşturuyor. Peki, bu ne ‘Lahana Turşusu’dur? Neyin nesidir?

Tam iki yüzlüsünüz! Eleştirilerinizi yüz yüze söylemek yerine, arkadan fısıldamaktan başka bir şey bilmiyorsunuz. Derdiniz nedir anlamıyorum. Yaptığınız eleştirilerde haklı da olabilirsiniz, haksız da. Ama şu iki yüzlülüğü nasıl bu kadar güzel beceriyorsunuz. Kıskançlığınızı nasılda güzel saklıyor, bel altına, sırttan kalleşçe vurabiliyorsunuz hayret ediyorum? Bu işi siz yapsanız, aynısı size yapılsa, size gelen eleştirilere katlanamıyor, kaldıramıyorsunuz. Fakat onların kaldırmasını bekliyorsunuz. Çok çirkince ve haince!

Beğenilerinizi de eleştirilerinizi de cesurca yüze doğru söyleyin. Fikriniz varsa, bunu aslanlar gibi ortaya çıkıp söylemeye yüreğiniz yoksa, bari dedikodu etmeyi bırakın.

Yüze gülüp arkadan kuyu kazamayı marifet sananlara sesleniyorum:  Dik durmayı ne zaman öğreneceksiniz?

Benden söylemesi!

rusumat oyunu1
rusumat oyunu4
rusumat oyunu3
rusumat oyunu2