Lezzetli miydi? derseniz, karnımız doydu.
3.cü gecenin misafiri Gaziantep’ti.
Entrikalı Dolap Komedyası, tiyatro şenliğinin 3.cü gününün 5.ci oyunu olarak sahneye kondu. Bir önceki gün AKM sahnesindeki tiyatro faciasının ardından, yıkanmış, paklanmış, mis gibi olmasa da izlenesi bir tiyatro görmek, adeta sanatla arınma ritüeli gibiydi.
Oyunun bu denli izlenebilir olmasının en önemli sebebi, “Büyük şehirlerin küçük düşünmeyerek, sahip oldukları olanakların farkına varması” ilkesine dayanıyor olmasıydı. Elbette daha iyi bir oyun seçilebilir, seyirciye daha büyük bir ziyafet sunulabilirdi. Ama ne yazık ki seçimleri yapanlar yönetmenler ve sanatçılar değil, işin mutfağına burnunu sokmayı seven, mizah anlayışı aşırı fazla, “Tiyatro nedir?” sorusuna Google’dan cevap arayacak kifayetsizler olunca, ortaya da tatsız-tuzsuz bir menü çıkabiliyor.
Geçen yıl, “Kuvayi Milliye Destanı” oyunlarıyla geldiklerinde, sahneyi tarihsel bir destandan çok absürt bir gösteriye dönüştürmeyi başarmışlardı. O kadar ki, bu lakayıtsızlıklarını ve ciddiyetsizliklerini, epey bir sorgulamıştım. Ancak bu sene ya başlarına bir taş düştü ya da Kuvayi Milliye Ruhu gecelerine musallat olup, cin çarpmışa dönmüşler, bilemiyorum; sonuç olarak dopdolu bir salon ve haklı alkışlarla biten bir oyun izlettiler.
OYUNUN KONUSU:
Oyunun özünü tek cümle ile açıkla derseniz şudur: İyilik ve kötülük denen kavramlar her insanda vuku bulan karşıtlıklardır.
Oyunun, gerçeküstü bir mizah anlayışıyla dolu olan oyun, seyirciye ince bir zekâ sunma gayretinde ama tam anlamıyla başarılı olup olmadığı tartışılır.
Mesajı açık veren ya da seyirciye ince fikirler bırakan bir oyun değil. Daha çok klişe geyikler, eski usul komedi numaraları ve bolca zamana oynayan bir senaryo var ortada. Ha, gülmek de bir ihtiyaç, kabul. Ama “Bundan topluma ne fayda?” diye sorarsanız, yanıt kocaman bir boşluğun içinde yankılanıyor.
Yönetmenler ya da seçici kurullar, toplumun en ihtiyaç duyduğu zamanlarda neden böyle oyunlar seçerler pek anlamam. Ha, toplumunda belli bir amaç gütmeden, Ha! Ha! Hi! Gülüp eğlenmesi de bir amaçtır da, kolaycılığa kapılarak, seyirciye hoşça zaman geçirme sevdasıyla ortaya kof bir vizyon koymak ne derece doğru? Tamam güldük, kahkaha attık, hatta gülmekten altımız da ettik… Geceden bize kalan ne. Bilgimize, dünya görüşümüze, fikir yapımıza ne kattık? Eğlenmesine eğlendikte, yorgunluğumuza değdi dediğimiz ne var?
Ferhan Şensoy’un “Soyut Padişah”ı gibi, gülerken düşündüren, seyirciye toplumsal çöküşü sürekli hatırlatan bir eser sahnelenebilir miydi? Evet. Ama seçilen yol, kuru bir gürültüyle güldürüp bir sonrası sabaha unutulacak bir oyun sergilemek oldu. Peki, geceden bize ne kaldı? Boş boşa harcanmış bir kahkaha molası.
REJİ ve OYUNCULUK
Oyunculuklar kötü değildi. Ancak sahnede büyük oynayanların gölgesinde kalanlar oldu. Oyunculuklarda bazen abartıya kaçılsa da genel hatlarıyla enerji yerindeydi. Güncel espirilerle süslenmesi iyi ama, eğer bir yöreye misafirseniz ve o yöreye ait bir espiri yapıyorsanız, dersinize iyi çalışmanız gerekiyor! (Çamaş’ı Fatsa’nın ilçesi gibi göstermek gibi!).
Bence reji baktı ki, sarhoş kocanın sarhoşluğu yerine oturmuyor, tiplemeyi şiddet yanlısı kocaya çevirmeliydi. Sahneye sarhoş giren alkollü eski koca, iki dakikada ayıldı! Ayrıca o ana kadar uçup giden oyunda izleyici, birden bire fren yemişçesine ‘Hönk’ oldu! Eski koca sahneye girer girmez, oyun birden durağanlaştı. Neyse ki Arap Atı gibi sonradan açıldı koca.
Rejiyi ben beğenmedim. Yönetmen için söz edilmesi gereken tuhaflıklar yok değil. Misal, evin kızı neden sahneye fıkır fıkır kaynayan bir enerjiyle çıktı? Tiplemenin komik durması için mi? Eh, o zaman pek başarılı olmadığını söylemeliyim. Hırsızlar bâki. Fakat seyircinin alkışını aldılar diye bir noktadan sonra iyice coşup, gereksiz abartılarla tadı kaçırmasalar daha iyi olurdu. Seyirciden olumlu tepki alınca, şımardılar demeyelim ama gaza gelip, oyunda gereksizliğe neden oldular. Oyunu ve seyirciyi arkana takıp gitmişin, buna ne gerek var? Bir başka değişle, beceriyi şişirmenin ne gereği var? Sırıttı, kulak tırmaladı, göz yordu! Komedi sanatında, espiri yeterince ve dozunda verilirse komikleşir. Unutmamalı, fazlası sululuğa kaçar, cildi bozar!
Pazarlamacıların yaptığının tıpkısının aynısını yapan, hiç aşırıya kaçmadan, karaktere istenileni tam oturtan pazarlamacı rölündeki sanatçımız, ekibin en iyisiydi göründü bana. Düzgün tonu ve doğru artikülasyonu ile göz doldurdu. Haşarı çocuk tiplemesi olmamıştı. Sakalı, sert görünümlü bir adamdan, sevimli çocuk görüntüsü beklemek rejinin yanlışı olmuş. Çocuk tiplemesi ya aceleye geldi ya da turne sakatlığına uğradı!
Seyircinin gözünde, yer yer kabaran bir oyunculuk, yer yer azalan, yorgunlaşan bir oyunculuk performansı kaldıysa da, oyuncular fena olmayan bir sunumun altından kalktılar. Zaman zaman tiplemelerde cuk yerine oturan, mimikler, beden dili kullanımı ve oyunculuk gücüne rastladığımızı inkar etmemek gerekir.
Güzel bir tiyatro gecesiydi.
FESTİVALE GELİNCE:
Salondan ayrılan seyircilerin çoğu hep aynı şeyi soruyor: “Madem bu bir tiyatro festivali, neden gündüz oturumlar, tartışmalar yapılmıyor?” Oyun sonunda misafir ekiplerle seyircinin buluştuğu, tiyatro sanatının ele alındığı söyleşiler olsa ne güzel olurdu. Ama yok, protokol konuşmaları, plaket seremonileri ve fotoğraf çekimlerinden öteye geçemiyoruz.
Geçen yıldan dersinizi almış olmanız ve ikincisini yapmış olmanızın deneyimi ile, tecrübelenmiş olmanız gerekiyordu? Geçen seneden bir tık daha iyiyiz ama hala eksiklikler var. Neyse bu konudaki görüşlerimi, festival sonunda yapacağım genel değerlendirmeye bırakayım.
Bir de Allah aşkına, hemen her gösteri sonrası, ‘Hisseli Harikalar Kumpanyası’ ndaki anonsörler gibi: “Seyirciler, hepiniz hoş geldiniiiiiiz!” diye gereksiz işportacı tavrı çığırtkanlıkla sunum yapmaya çalışan sunucu olayına bir çözüm bulalım. ‘İstanbul Efendisi’nde rol gereği hoş duruyor da, festival sunumunda çığırtkan gibi davranmak çok tepki topluyor. Halbuki etkili bir tiyatro sanatçısı ses kullanımı ve ifade biçimi ile konuşmak, sunuma daha yakışır ve yerinde bir etki yaratır! Bu sesleniş çok acemice düşünülmüş! ‘Hoş Geldiniz!’ anonsu oyunun başlamadan, misafirlere de ‘Teşekkür’le birlikte bir sunuşla yapılabilir. Ama oyun sonunda “Hoş Geldiniz” le başlamak yerine, “Ayaklarınıza Sağlık, İyi ki Geldiniz!” demek daha şık olmaz mı? Atı alan Üsküdarı çoktan geçmiş oluyor! Asıl meram yerini bulmuyor.
SON SÖZLER:
Geçen sene kendini yanlış ifade eden Gaziantep ekibi, bu yıl kendini affettirdi. İlk günün Antalya’sında oyunculuk yoktu oyun konusu vardı. Bu gecenin oyununda ise oyun konusu yoktu, oyunculuk vardı.
Tiyatro adına bu 3 gecede, Ordu seyircisi bu yıl aradığının, beklentisinin karşılığını aldı mı? Sonuçtan işin uzmanları, eleştirmenler, yerel tiyatro sanatçılarımız ‘Yetmez ama EVET’ derken, genel seyirci salondan ‘MEMNUN’ ayrıldı. Bakalım 4.cü gece nasıl geçecek?
Ama unutamıyoruz; dün yedirilen Akçaabat Köftesi yenilecek gibi değildi. İzleyiciler topluca zehirlendi. Kusan kusanaydı… Neyse Gaziantep serum etkisi yaptı da kendimize geldik!
Benden Söylemesi !




Görüşünüzü yorum olarak belirtiniz!