Şarkılarla Geçti Yıllar, Nasıl Dı?

sarkilarlaOrdu5

Gösteri Güzeldi. Ama Hangi Gösteri?

Yine kullanımın doğruluğu yanlışlığı muhabbeti! Anlamsızca ve inatla kullanılan başlık…

‘5. KOLORDU EDEBİYAT ve KİTAP GÜNLERİ’

Bu konuyu son kez, kanıtları, belgeleri ve akademik uzmanlardan, özellikle saygın dilbilimcilerden elde ettiğim kaynaklarla başka bir yazıda bu konuya değineceğim için, şimdilik dalga geçme özgürlüğümü kullanmakla yetineceğim. Gelelim esas konumuza:

30 Nisan… Gece saat 8. Akyazı sahildeki Kültür Merkezi’nde ‘Şarkılarla Geçti Yıllar’ adlı gösterideydik. Solist Tibet Aksoy, Orkestra Gurup Ambulans… Tuncer Tercan, Ata Bahri Çağlayan, Hürdağ Aydın hepsi oradaydılar… Şarkılara katkı verdiler. İki kızımızı da anmadan geçmeyeyim. (İsimlerini alamadım, kusura bakmasınlar.) Yönetmen: İbrahim Dizman’dı. Anlatıcı ve Solist: Taner Aksoy’du, Meltem Özler ve Hakan Usta dans ettiler. Metindeki karakterleri: Burak Mızrak, Hikmet Altan, Turgut Öcalan canlandırırken, makyaj: Gamze Saylan emek vermişlerdi.

Her şeyden önce yazdığı belgesel metininden dolayı İbrahim Hoca’yı ve seçtiği ve icra ettiği şarkılardan dolayı Taner Aksoy’u kutlayarak başlamak isterim. Çok güzel düşünülmüş, çok iyi fikir ve tasarımla oturtulmuş bir gösterinin başarılı geçtiğini söylemek gerekiyor. Orkestranın ve saz sanatçıları ile solistlerin performansları harikaydı. Kötü olan, olumsuz gördüğüm ve şiddetle eleştirdiğim konuya gelince…

Muhteşem bir gösterinin, şahane şarkılarla seyircinin coşku ve katılımının içine nasıl edilir? Gördük. Işık ve sunumdaki becerisizlik, belirtildiği ve defalarca özür dilendiği gibi, teknik sorun değil, organizasyonda hala eski yöntem ve teknoloji ile iş yapmaya kalkışmak ve işini tam ve doğru bilememekti. Anlatıcının çoğu kez karanlıktan kurtulmak için, ışık teknisyenine ikide bir ‘-Bana spot ver!’ diye seslenmesi teknik sorun değil, adam sorunudur! Böylesi bir güzel ve önemli bir yapım, bu denli acemi bir ekiple yapılmamalıydı, geceye yakışmadı.

Doğru olan şeylerde vardı. Maalesef Kültür Merkezinin ne teknik alt yapısı ne de cihazlar günümüze uygun değil. En basitinden teknik odadaki bilgisayarındaki sunum program/yazılımı 2009 yılının versiyonu. Siz son yılların yazılımı ile bir sunum hazırlamışsanız (ki doğal ve normal olanı budur), o salonun bilgisayarında sunumunuzu gösteremezsiniz, sıkıntı yaşarsınız. Kendi bilgisayarınızı kullanmaya kalkarsanız, bilgisayarınızla, sistem uyuşmuyor. O salonda bu tür sunumları gerçekleştirdiysem, her seferinde kendi cihaz ve kablolarımla ve araya yine getirdiğim sisteme uyum sağlayacak aparatlarla, dönüştürücüleri kullanarak yaptım. Bu tür aksilikleri tecrübelemiş biri olarak, bu salonda gösteri sunacakların testlerini çok öncesinden ayarlamaları şart. Ancak gösteriden çok önce bu testleri yapmak için, yönetim ve o bölüm sorumluları ile cebelleşmeniz, hatta münakaşa etmeniz gerekiyor. Gösteri için aynı gün prova ve test yapmanız sorunu çözmüyor. Zaten bunu yapmanıza kolay kolay izin de verilmiyor. Kendi bilgisayarınızı sisteme sokmada, kurumun insafına kalmışsınız anlayacağınız. Düşünün böyle bir salonda, anlı şanlı bu resmi kurumumuzda cihazlar demode kalmış, jaklar yalama olmuş, kablolar bozuk. Memur zihniyeti ile aletler korunmamış, hor kullanılmış, cihazlar beceriksiz ve çok bilgili olmayan elemanların insafına teslim edilmiş. Hele dijitalleşme konusunda oldukça gerideler. Koltukları yenileyene kadar, 15 yıl öncesinin ses, ışık ve sunum alt yapısını düzeltseydiniz, daha işe yarar bir iş yapmış olurdunuz.

Yönetmen ve sahne oluşumunu sağlayan İbrahim ve Taner işlerini layıkıyla yerine getirmek için ne kadar emek ve titizlik göstermişlerse, gecenin en önemli bir unsuru olan, gecenin kalbi durumundaki sunumda, kötü bir tercih göstermişler. Acemilerle iş yapmaya kalkarsan, alacağın sonuç kaçınılmaz sınıfta kalmaktır. Önceki, ilk gösterilerinde de sunumdan darbe yemişlerdi. Orada da belgesel sunumu sınıfta kalmıştı. Bundan ders çıkarmamışlar ki, aynı kazaya kurban gittiler.

Anlatıcı ve seyirci sunum gösterisini Ti’ye almaya başladılar. Bir, iki derken ipin ucu kaçtı. Ne Taner ne de seyirci video gösterisini görmemelikten gelmeye başlayıp; kapıp koyverdiler, anlatıya ve şarkılara odaklandılar. Bu arada da bol bol Hitachi ve Windows reklamları izledik! Gösteri başlamadan önce bilgisayarda hangi programlar yüklü, kişisel dosya ve klasörlerde ne var ne yok, hepsini defalarca izledik. Önündeki ekranda işi çöz, ondan sonra ikinci ekrana yansıt. Bu kadar basit olayı bile çözemedi. Her film bitti, ikinci kere yeniden başladı!

Madem işin içinden çıkamıyorsunuz. İyice kapıp koyverin, perdeyi kaldırıp, sunumu kapatın olsun gitsin. Zaten Taner’in zekası ve becerisi, anlatısını duyarak görmemize yeterdi.

Neyse geçelim sunum ve ışık bahsini. Teknikçiler, caaanım geceyi rezil etmek için anlayacağınız çok uğraştılar ama onu bile başaramadılar. Zira sahnede devleşmiş müzisyenlerin, sanatçıların, metin ve anlatıcının gücünü, güzelliğini kıramadılar.

Gecede Taner yine Taneliğini yaptı, gene formundaydı, yine almış götürmüştü geceyi. Bir dakika! diyordu gençlere! Ben hala varım ve buradayım! Saçım ağarmış, belim biraz bükülmüş, bacaklarım tam tutmuyor gibi görebilirsiniz, ama ben hala varım ve müzikte hala benim de sözüm geçer!, diyordu.

Orkestra ve saz, ses sanatçıları mükemmeldi. Birbirleriyle uyumları, tempodaki müthiş birliktelikleri, seyirciyi coşturmaya ve yetti. Ordu’da Türk Müziği Korolarının çok kötü  performanslarından ‘öğ’ gelmişti ki, Taner’in jazz tadında, blues lezzetinde, soul müzik çağrışımındaki, kendine has yorum ve icrası ile Tuncerin davudi sesi ve de Tibetin eski sesleri aratmayan muhteşem okuyuşları ilaç gibi geldi.  Adeta kulakların pası silindi. Salonun gösteriye katılımı ve bunu içtenlikle, bile isteye yapması, beğeninin göstergesiydi. Günümüz gençlerine hitap eder miydi? Bilemem ama yaşı 50-60 olanların büyük keyif aldıkları, geçmişlerinin gözlerinin önünde bir film şeridi gibi aktığı bir geceydi.

Canlandırma fikride, uygulanışıda ustacaydı. Hazırlayanlardan ve emek veren herkesten Allah razı olsun.

Bunca şarkıların, sanatçıların içinde, o zamanın liselilerinin idolü olan o biri mutlaka olmalıydı. Alpay! ‘Fabrika Kızı’ ya da ‘Eylülde Gel’i dinleseydik var ya, yemede yanında yat olacaktı! Bence Taner bunu kaçırmazdı. Belki de  gecenin tadını damakta bırakalım, geleceğe malzeme kalsın, diye düşündü olsa gerek.

Geceden keyif almak için, şarkılara daldık. Çok güzel melodilerle, geçmişi andık. Bir yanımız yaprak dökerken, bir yanımız bahar bahçeydi. Berkant’ın samanyolu şarkısında bulduk… Kara sevdaydı o yıllarda çoğu yaşadıklarımız… Başımız öne eğilmedi hiç… Deniz gibiydi gökyüzümüz… Oya-Bora’da, kimi zamansa Arabesk bir şarkıda bulduk yaşadıklarımızı.

Çok güzel bir finalle bitti gece. Biz 2000’lere kadar getirdik. Bundan sonrasını bugünün gençleri anlatsınlar, diyerek bitti. Bizden bu kadardı. Birincisi derken ikincisinde de ‘Bir Şehrin Hikayesini’ anlattık.

Bundan sonrasını gençler yazıp, anlatacaklar.

Ne ibrahim

ne Taner

ne Ben

ne de Siz

Belki hiçbirimiz o gece, o salonda olmayacağız!

 

Benden Söylemesi !

sarkilarlaOrdu4
sarkilarlaOrdu2