Türk Sanat Müziği Bitti mi?

muziktoplulugu

Velhasıl yolun sonuna mı geldik?

Kaybolan Miras

Türk Sanat Musikisi, kökleri yüzyıllar öncesine dayanan, derin bir estetik ve kültürel birikimin taşıyıcısıdır. Ancak ne yazık ki bu köklü miras, yeni nesillere aktarılırken ciddi sorunlarla karşı karşıya kalmaktadır. Bu sorunlar, eğitim eksikliği, teknolojinin etkisi, yozlaşma ve toplumsal duyarsızlık gibi birçok faktörden beslenmektedir. Musikimizin geleceği açısından, bu meseleleri dile getirmek ve çözüm yolları aramak elzemdir.

Eğitimdeki Yetersizlik

Türk Sanat Musikisinin en büyük sorunlarından biri, bu sanatı aktaracak eğitim sisteminin zayıflığıdır. Geleneksel meşk usulü, ustadan çırağa geçen bir öğrenme süreci olarak yüzyıllar boyunca musikiyi canlı tutmuştu. Ancak günümüzde, bu sistem yerini bireysel çabalara ve amatör girişimlere bırakmış durumda. Resmi eğitim kurumları, bu sanata gereken önemi vermemekte, konservatuvarlarda bile Türk Musikisine ayrılan alan sınırlı kalmaktadır. Gençler, doğru bir eğitimle tanışmadıkları için, bu zengin müzik mirasını ya tamamen reddetmekte ya da yüzeysel bir şekilde benimsemektedir.

Popüler Kültür ve Teknolojinin Etkisi

Teknolojinin ve dijitalleşmenin hız kazandığı günümüzde, popüler kültür, gençler üzerinde büyük bir etki yaratmaktadır. Kısa süreli tüketim alışkanlıklarına dayanan popüler müzik, geleneksel sanat musikisinin incelikli ve sabır gerektiren yapısıyla kıyaslandığında daha cazip bir alternatif sunuyor gibi görünmektedir. Türk Sanat Musikisi, modern medyada yeterince temsil edilmemekte; gençler, sosyal medyada gördükleriyle yetinmekte ve geleneksel müzikle tanışma fırsatını kaçırmaktadır. Dahası, sanat musikisi kayıtlarının kalitesiz veya tekdüze bir şekilde sunulması, bu müziği keşfetmek isteyenler için caydırıcı olabilmektedir.

Yozlaşma ve Arabeskleşme

Bir diğer büyük sorun, Türk Sanat Musikisinin özünden uzaklaştırılarak arabesk veya fantezi türlerine dönüştürülmesidir. Bu süreç, musikinin estetik değerlerini kaybetmesine ve adeta bir ‘hobi müziği’ haline gelmesine yol açmaktadır. Özellikle amatör korolar ve topluluklar, bu yozlaşmanın en belirgin örneklerini sergilemektedir. Musikinin derinliği ve kuralları yerine, kolaycılık ve eğlence ön planda tutulmaktadır. Bu yaklaşım, gençlere sanat musikisini gerçek değerleriyle tanıtmak yerine, yozlaşmış bir versiyonunu sunmaktadır.

Toplumsal Duyarsızlık

Toplumun genelinde, Türk Sanat Musikisine karşı bir ilgisizlik söz konusudur. Bu durum, ailelerden başlayarak gençlere kadar uzanıyor. Çocuklar, evlerinde ve okullarında sanat musikisini tanıyacak bir ortam bulamıyor. Medyada yeterince yer almayan bu sanat, toplumsal hafızadan silinme tehlikesiyle karşı karşıya. Ayrıca, bu müzik türü çoğu zaman ‘Yaşlıların müziği’ veya ‘Geçmişin nostaljisi’ gibi algılanarak genç kitlelere uzak bir miras olarak lanse edilmektedir.

Çözüm Arayışları

Türk Sanat Musikisinin yeni nesillere aktarılabilmesi için öncelikle eğitim alanında köklü bir değişiklik şarttır. İlköğretimden itibaren müzik derslerinde Türk Sanat Musikisinin öğretilmesi sağlanmalı, geleneksel meşk sistemi modern yöntemlerle harmanlanarak yeniden canlandırılmalıdır. Ayrıca, dijital platformlarda sanat musikisine daha fazla yer verilmesi, gençlerin ilgisini çekmek açısından önemlidir. Sanatçılar ve kurumlar, musikiyi modern dinleyiciye uygun şekilde sunarken, gelenekten ödün vermemelidir. Medya desteği artırılmalı, gençlere yönelik yarışmalar, etkinlikler ve projeler düzenlenmelidir.

Gençlere bu mirası taşımak ve sevdirmek hepimizin sorumluluğu

Türk Sanat Musikisi, yalnızca bir müzik türü değil, aynı zamanda kültürel kimliğimizin bir parçasıdır. Bu eşsiz miras, yeni nesillere aktarılmadığı takdirde, bir zamanlar kültürümüzün en parlak unsurlarından biri olan bu sanat, yalnızca kitaplarda veya arşivlerde kalan bir hatıraya dönüşecektir. Unutmayalım ki bir mirası korumak, onu yaşatmakla mümkündür; gençlere bu mirası tanıtmak ve sevdirmek ise hepimizin sorumluluğudur.

Sanat Musikisinin İncelikleri ve Kaosun Özgürlüğe Maskelenen Yüzü

Türk sanat musikisi, kökleri derinlere inen bir çınar gibi gelenekten beslenir; ancak bu gelenek, ne yazık ki günümüzde hoyrat bir baltanın darbeleriyle yara almış durumda. Makam ve usullere dair o kadim kurallar, bir zamanlar sanatın zarafetle dokunduğu kalıplar iken, artık birçok kişi tarafından adeta bir pranga olarak görülüyor. İşin ilginç yanı, bu ‘Özgürlük’ söylemiyle kuralları aşma çabası, genelde bilgi ve yetenek yetersizliğiyle harmanlanan bir kaosa dönüşüyor.

Makamsal inceliklere uyum ve usullerle ritmi dans ettirmek, ustalık gerektiren bir mesele. Ancak gelin görün ki, ‘Ustalık’ kelimesi artık yalnızca bir nostalji unsuru gibi yankılanıyor. ‘Ben özgürüm, ben yenilikçiyim!’ diyerek meydan okuyan amatör topluluklar, çoğu zaman bu kuralları anlamak için gereken çaba ve bilgiden kaçınıyor. Sonuç mu? Sanat musikisinin nazlı ruhu, yerini arabeskleşmiş, fanteziyle şişirilmiş, içi boş bir eğlence müziğine bırakıyor.

Eğitim seviyesi düştükçe, bilimsel ve metodik yaklaşımlar da rafa kaldırılıyor. Eskiden kurallar bir sanatçının kendini ifade etmesi için bir rehberdi; şimdi ise bu rehberlik ‘bağnazlık’ diye yaftalanıyor. Bu durum, ‘Ben özgürce yaratıyorum!’ diye haykıranların, aslında yalnızca kolay yolu seçtiklerini göstermiyor mu? Ne yazık ki bu ‘Yaratıcılık’, çoğu zaman bir bilgi eksikliğinin, bir disiplinsizliğin cilalanmış hali.

Sanat mı? Serbest Düşüş mü?

Özellikle resmi kurumlar, ki buna TRT de dahil, bu yozlaşmanın pençesinde. Makam ve usul kuralları giderek göz ardı edilmekte, bilinçsiz bir ‘Serbestlik’ anlayışı hüküm sürmekte. Ancak bu özgürlük iddiası, sanat musikisinin güzelliklerini ve beğenisini törpülemekten başka bir işe yaramıyor. Kuralsızlığın yaratıcı bir tercih olduğu masalına inanılırken, musiki yavaş yavaş bir “sanat” olmaktan uzaklaşıyor ve bir popüler kültür malzemesine dönüşüyor.

Arabeskleşme ve Özden Uzaklaşma

Bugün, Türk sanat musikisi adeta bir kimlik bunalımı yaşıyor. Kadim makamlar ve usullerle oluşturulan eserlerin yerini, arabeskin ve fantezinin çekiciliğiyle harmanlanmış, içeriği belirsiz bir müzik türü aldı. Elbette yenilik kaçınılmazdır; ancak bu yenilik, geleneğin omuzlarında yükseldiğinde bir anlam taşır. Şimdiki tabloya baktığımızda, bu yenilik maskesi altında yozlaşmayı, sıradanlaşmayı ve kimliksizleşmeyi görüyoruz.

Amatör Korolar: Hoş Sohbet mi, Sanat mı?

Amatör musiki koroları, teoride geleneksel musikiyi yaşatmak için mükemmel bir zemin olabilirdi. Ancak pratikte bu topluluklar, ne yazık ki başka bir yola sapmış durumda. Makamları ve usulleri öğrenip uygulama zorluğuyla karşılaşan bu korolar, çareyi, güzel bir şarkı söylemeyi öğrenmek yerine, hoş sohbet edilen toplantılar veya haftalık bir hobi etkinliği düzenlemekle buluyor. Bu yaklaşım, bilinçsizce de olsa musikiyi yüceltmek yerine yozlaşmasına katkı sağlıyor.

Öyle ki, birçoğu için musiki, ciddi bir eğitim alanı değil, bir eğlence aracı haline dönüşüyor. Makamların melodik güzelliklerini keşfetmek, usullerin o karmaşık ritmik dokularını çözmek bir yana; daha ilk notadan itibaren ‘Eh işte, fena değil’ diyebileceğimiz bir icra yeterli sayılıyor. İşte bu, sanat musikisinin inceliklerinin nasıl hoyratça harcandığının trajik bir göstergesi.

Bu durum, amatör topluluklarda belki farkında bile olmadan derinleşen bir sorunu da beraberinde getiriyor: Yüzeysellik. Eğlencenin sanatın yerini alması, musikiyi bir hobiye indirgemekle kalmıyor; aynı zamanda onun zarafetini, disiplinini ve felsefesini de köreltiyor. Zamanla, bu topluluklar gelenekten koparak “modern musiki” adı altında, aslında gelenekten tamamen uzaklaşmış bir anlayışa kayıyorlar.

Sanatın Kuralları mı? Kuralsızlığın Sanatı mı?

Sanat, hem geleneklere bağlılığı hem de bu gelenekleri aşabilme cesaretini gerektirir. Ancak bu aşma eylemi, bilgi, ustalık ve yaratıcılık ile mümkün olur. Eğer gelenekleri anlayıp özümsemeden reddediyorsanız, aslında yalnızca cehaletinizi ilan etmiş olursunuz. Türk sanat musikisinin geleceği, kuralların bir pranga değil, bir rehber olarak yeniden görülmesine bağlıdır. Eğer bu kurallar tamamen terk edilirse, bir gün sadece ‘bir zamanlar bir musiki vardı’ diye hayıflanacağımız günlere uyanabiliriz.

Geçtiğin köprüleri yıkacaksın ki, ardından gelenler sana yetişemesin!

Türk Sanat Musikisi… Asırlardır dillerde dolaşan, ruhlara şifa olan, bizi biz yapan o incecik sanat. Ama ne yazık ki bugün, ‘Göz var, izan var!’ dedirtecek bir vurdumduymazlığın pençesinde can çekiyor. ‘Geçtiğin köprüleri yık ki ardından gelenler sana yetişemesin!’ mantığını benimseyen bir anlayış, bu şanlı sanatı köhne köprüler misali yıkık ve bakımsız bırakıyor. Eski şeflerimiz, hocalarımız, koltuklarından kalkmamak için yerlerini adeta çiviliyor; ardından gelen parlak zihinleri “canavar” gibi görüp, şans tanımıyorlar.

Yeni bestelenen, icra edilen bir dolu ‘Yeni Şarkı’ var! Koro şefleri egoları maalesef her şeyin önünde. Yeni şarkı  okutmuyorlar. Zorlanıyorlar. Zorlanmamak ve icralarda yanlışlıklar yapma çekincesiyle, eski daha önce defalarca çalışılmış, bilindik eserlere yer veriyorlar. Kolaylarına geliyor. Zahmetsiz ve baş ağartmayacak cinsten şarkılarla geçiştiriliyor konserler. Konserlerin yapıldığı salonlara bakın, ortalama yaş 55-60. Diğer türdeki müzik konserlerine bakınız, binlerce kişi, genci, yaşlışı salonlara sığmıyorlar. Hata nerede? Biz neden gençlere müziğimizi sevdirip, dinletip, söyleyemiyoruz? Sorun işte tam burada! Eğer müzik, Türk kültürünün bir parçasıysa bu kültürü sağlıklı şekilde korumak, geliştirmek ve ileriye taşımamız gerekmez mi? Dede Efendi, Itri hep olacak. Biz onlardan beslendik. O başka bir format, amaç yelpazeyi açmak, genişletmek, dinamikleri elde etmektir. Bunalımın nedenini, iyi müzik seven kuşağın yılların geçmesiyle ölmesine ve yerine genç kuşaktan taze kuvvetin gelmemesinde aramalıyız. Bu kuvvetin kolaycı, çabuk tüketici, emperyal düşüncelerle yozlaşmasına ve kirletilmesine elbette izin verilmemelidir ancak müziğin ilerlemesi ve gelişmesine yabancı, giderek düşman, müzik sanatını sadece bir müze olarak sunan ve bu müze dışındaki sunumlarla ilgilenmeyen, kurulu düzenin bozulacağı fikriyle, ona buna, yenilikçilere saldırmanın da alemi yok. Bu açıdan santçısından, konservatuvarlara, üniversitelerin müzik bölümlerine, medyasından devlete geniş bir ölçekte alınacak tedbirler gerekmektedir. Her şeyin, kolayca kazanıldığı ve tüketildiği bir dönemde, yapılacak yozlaşma ve yanlışlıklara karşı da uyanık olmak gerekiyor. İcracı ve araştırmacı dağ gibi yetişirken, nitelikli ve etkili besteciler yetişmemektedir. Makam ve usul bilmeden, nota bilmeden şarkı besteleyen ve şarkıları icra eden kendilerine kolayca ‘Sanatçı’ ünvanı verebiliyorlar ve ‘meşhur’ da olabiliyorlar. Dinleyicinin, bu şarkıları tüketen toplumda değişti. Tüm bu saçmalıklara, ucuzculuğa, prim veriri oldu. Maalesef yöneticiler ve otoritelerde topumsal kültürün bozulmasına neden olan bu tavra, işlerine geldiği için çanak tuttular. Koskoca bir müzik kültürü, ‘Piyasa Müziği’, ‘Ticari Müzik’ine dönüştürülerek, gözler önünde yok oluyor, umurlarında değil. Toplumsal kültürün yok olmasında payları büyük!

Radyolar bitti artık. Televizyonlarda müzik programlarındaki ‘Türk Sanat Müziği’ cıvıklaşmış, showlaştırılmış, arabeskleştirilmiştir. Amatör müzik koroları emeklilerin sosyalleşme alanları olmuş. Gençlerin beklentilerini karşılayacak bir ortam yok ki, neden gelsin gençler? 18-25 yaşındaki gençler iş peşinde, okul peşinde. Nereye girerim, hayatımı nasıl kazanırım derdinde? Önce deneyimine güvenen, kulağına güvenen diyordu ki; ben bu koroya girer bir şeyler öğrenir, kulağımı, bilgimi geliştirir, devlet korosuna da girerim, radyoya da girerim ümidi vardı. Şimdi böyle bir ümidi, duygusu yok. Bu yerlere nasıl ve ne liyakatla girildiği de belli olunca, ümitlerini yitiren gençler hep çekildi. Onun için korolar emeklilere kaldı.  Pek onlara kalmış gibi değil. Onlarda ‘İyi şarkı söylemeyi öğrenmek’ yerine, hoca ders anlatır, şarkıyı meşk ederken çoğu ellerinde telefonları açmışlar, sosyal medya platformlarında, WhatsApp sohbetlerinde. Birbirleriyle ‘Kadınlar Günündeymişçesine, lak lak edip, konuşurken, hocalarını dinleyen neredeyse yok. Şef sürekli milleti uyarmaktan iflahı kesiliyor. Ama ne  yapsın, ‘Gestapo Kampı’ değil ki yönettiği yer. Hepsi para (aidat) veriyor ya, bu şefin sesini kesmeye yetiyor! Böyle oluncada yarım yamalak  eğitimle, sahneye çıkıyorlar. Elbette sonuç bir facia! Kendini çok güzel söyledim sanan bile, notalara doğru basmıyor, ritm kaçırıyor, detone oluyor.

Çoğu amatör ve kurumsal korolar, vasıfsız şeflerin eline düştü. Bu şefler tarafından topluluklar ‘Bir Ticarethane’ye dönüştürüldü. Amatör korolarda aidat toplanıyor. Ayakta tutunabilmek için bunu yapmak zorundalar. Öyle olunca da bazı tavizler vermek gerekti. ‘Ben aidat veriyorum, bana solo vereceksiniz!’ diye sesi ve kulağı olan da olmayanda şarkı söyler hale geldi. Herkesin derdi solo. Temiz ve sağlam okuyacak, detonesi olmayacak, belirli bir seviyeye gelecek ancak ondan sonra solo alabilecek kişiyi bulmak amatör korolarda zor. Ortalık felaket o kadar çok amatör koro enflasyonu var ki, anlatamam. En ufak bir ilçede bile 3-4 amatör koro var! Bu nasıl iştir. Hepsinde bir iki ‘Eh işe! Fena Değilmiş!’ denecek kişi söylüyor, gerisi ‘Kulak Şeyeden’ cinsten. Önüne gelen okuyor, bilen de okuyor, bilmeyen de,  Bilgisizlikten ve yapılan hatalardan, zorlamalardan seyirci de sıkılıyor. Belki bu konsere dah iyi olur diye geliyor ancak değişen bir şey yine yok, konserin yarısında salonu terk ediyor. Radyoda elli yaşını dolduran sanatçıları emekli olmaya zorladılar. Devlet korolarının hali ortada, 40-50 kişiye konser veriyorlar. Medyada da benzer rezillikler… Arabesk ve poptan, rap ten başka bir şey çalınmıyor.

Türk musikisinin büyüsü, makamların ve usullerin seçimi kadar, bu yapıların geçişlerinde de yatar. Usullerin birbirini tamamladığı, eserin anlamına uygun bir ritim düzeni oluşturulmalıdır. Aksi halde, iyi niyetle icra edilen bir eser dahi ritmik ve duygusal kopukluklar nedeniyle dinleyici üzerinde olumsuz bir etki bırakabilir.

Bu öneriler ışığında, eserin atmosferine göre usul geçişlerini dikkatlice planlamak, Türk musikisinde ustalığı gösteren önemli bir detaydır.

Kurallar şart mıdır?

İcralarda,  konserlerde repertuarlar, belli makam ve usullerin birbiri ardına çalınırken, her makamdan sonra gelemesi gereken makamların ve de usullerin geliş sıralaması vardır.  Yani örnekle açıklayacak olursak, Rast bir makamdan, Uşşak makama geçilmemelidir. Ağır Aksak bir usulden Nim Sofyan bir usule geçilmesi tavsiye edilmez. Bu tür geçişler şarkıdaki duygusal ritmi, ahengi bozduğu, dinleyicide kötü etki bıraktığı savunulmaktadır.

Elbette bu kurallar dinsel yaptırımlar gibi elbette bir kesinlik içermez; zaman zaman sanatçılar bu kuralları yaratıcı biçimde esnetebilir. Ancak bu, ustalık, bilgi ve yaratıcılık gerektiren bir durumdur. Sanat musikisinin büyüsü, hem geleneklere bağlılıkta hem de bu kuralları ustalıkla aşabilmektedir. Kimi klasikçi anlayış, bu kuralları aşmayı kabul etmemekte ve direnmektedir. Bu kuralsızlığa uyulmamasının, musikide yozlaşma, kolaycılığa kaçmaca olarak görmektedirler. Günümüzde bu kuralların seyirci beğenileri ve beklentileri nedeniyle çok katı bulunup, fazlaca uyulmamaktadır. TRT’de yayınlanan müzik programlarında bile, hele amatör korolarda hemen hemen hiç uyulmamaktadır. Gençlerin bu müziğe ilgilerini kaybetmelerinde, bu türde müzik yapmamalarının, bu kurallara uygun bestelerin ve bestekarların ortaya çıkmamalarındaki en büyük neden, bu klasik görüşün otoriter ve baskıcı görüşlerinin neden olduğunu ileri sürülmektedir. Bu konunun tartışma epey bir tartışma götüreceği açıktır.

Türk Müziği ve kültürü adına karşılık beklemeden, kar-zarar hesabı yapmadan,  yayın yapmasını beklediğimiz yerlerde de aynı ya da benzer rant hesaplar, sanatçı kayırmaları acımasızca yerine getiriyorlar. Olmuyor.  Hem gençleri bu sanata çekmek hem de yozlaşmaya direnmek gerekiyor. Kurumsal destek şart, ama bu destek rant hesaplarıyla değil, şanımızı yüceltmek için verilmeli. İyi müzik bir müzeye kapanmamalı; yaşayan, soluk alan bir sanat haline gelmeli.

Velhasıl biz yolun sonuna geldik, inşallah bu güzel sanat ölmez. İnşallah sonu iyi olur.

 

Benden Söylemesi !

Neredeyse 1 yıllık Türk Müziği Konserlerine gitmeme orucumu bozdum. Çünkü bir şeyler değişmiyor. Eski tas eski hamam. Ne bilimsel bir temelleri var, ne görsel ne de sanatsal! ‘Körler sağırlar birbirini methediyor. Kenidi kendini kandırmaktan öteye gitmiyor. 6 Ocak Pazartesi günü OKM.’de sergilenen Engin Candan Türk Müziği Korosu konserini dinledim. Genç şef Cenk Sönmez’in ilk şeflik denemesi, tiyatrodan dostum Emre Yıldız’ın ilk sahne performansı seyredip, yorumlamamı istedikleri için gittim. Hatta bir çalışmalarını da yerinde izledim. Benim ilimizdeki ve Türkiye genelindeki Türk Sanat Musikisi’nin amatör topluluklardaki genel icrası hakkındaki görüşlerimi herkes iyi bilir.

Ancak bu sefer farklı ve şefin yönetimi hakkında şok bir gelişme yaşadığım için, konserin yorumunu bu kaç hafta içinde yapacağım. Bilginize!

CenkKonseri