İnsan Kaç Ayar?

Ayar

İnsan Dediğin Kaç Ayar?
Domatesin iyisi, kumaşın kalitelisi, zeytinyağının halisi, kahvenin Arabica’sı oluyor da insanın kalitelisi niye olmasın?

İnsanın da kalitelisi olur mu? Olur.

Domatesin iyisi, kumaşın kalitelisi, zeytinyağının halisi, kahvenin Arabica’sı, Ekvator’lusu oluyor da insanın niye olmasın?

Yalnız burada küçük bir mesele var. İnsanın kalitesini üzerinde yazan etiketten anlayamıyorsunuz. “Birinci sınıf insan. Yüzde yüz karakter. Otuz derecede yıkamayınız.” diye bir kullanım talimatı da yok.

Hatta çoğu zaman ambalaj fena halde yanıltıyor. Dışarıdan bakıyorsunuz; takım elbise güzel, kelimeler cilalı, tebessüm desen porselen gibi. Fakat biraz vakit geçirince kutunun içinden başka bir şey çıkıyor. Hani marketten kocaman paket alırsınız, açınca yarısının hava olduğunu görürsünüz ya…

İnsan paketlemesinde de durum bazen böyle. Kaliteli insanı anlamanın yolu, söylediğine değil, zaman içinde yaptığına bakmaktır. Çünkü insanın gerçek kalitesi rahat gününde değil, çıkarının zedelendiği gün belli olur.

Alkışlar kesilince. İşine gelmeyen bir söz duyunca. Bir makama ihtiyacı kalmayınca. Karşısındaki artık ona fayda sağlamayınca. İşte o gün paket açılır. İçinden karakter mi çıkacak, köpük mü; hep beraber görürüz.

Kaliteli İnsan Genellikle Yalnızdır!

Buradaki “yalnızlık” meselesini hemen dramatik bir Yeşilçam sahnesine çevirmeyelim.

Yağmur yağıyor… Camın kenarında bir insan… Elinde çay… Fon müziğinde keman… “Beni kimseler anlamadı…” Yok öyle bir şey.

Kaliteli insanın yalnızlığı çoğu zaman terk edilmişlik değildir. Seçilmiş bir mesafedir. Çünkü herkesle yakın olmanın mümkün olmadığını bilir. Her sofraya oturmaz. Her muhabbete dahil olmaz. Her dedikoduya kulak vermez. Her “abi biz bizeyiz” cümlesine de inanmaz. İnsan seçer. Muhabbet seçer. Dostluk seçer. Hatta bazen susacağı insanı bile seçer. Bu yüzden çevresi çok geniş olmayabilir.

Telefon rehberi kalabalık değildir belki. Doğum gününde yüz elli kişi mesaj atmaz. Her akşam başka masada fotoğrafı görünmez. Ama hayatında bulunan üç-beş kişinin ne olduğunu bilir.

Nicelikle değil, nitelikle ilgilenir. Kalabalıkların içinde kaybolacağına, kendi sessizliğinde oturmayı tercih eder. Çünkü bilir ki yalnızlık bazen insana iyi gelir. Yanlış insanlarla beraberlik ise insanın içini kalabalıklaştırır.

İşin tuhaf tarafı şudur: Bazı insanlar yalnız kalmamak uğruna herkese katlanır. Kaliteli insan ise herkese katlanmamak uğruna zaman zaman yalnız kalır. Arada küçük ama önemli bir fark vardır. Biri yalnızlıktan korkar. Diğeri kendisini kaybetmekten.

Çizgisi Sabittir, Birilerine Yaranmak İçin Çizgisinden Sapmaz!

Kaliteli insanın bir çizgisi vardır. Cetvelle çizilmiş gibi dümdüz olmak zorunda değildir. İnsan sonuçta. Fikirleri değişebilir. Öğrenebilir. Yanılabilir. Fakat kişiliği günlük hava durumuna göre değişmez.

Sabah müdürle konuşurken başka, öğleden sonra çalışanla konuşurken başka biri olmaz. Zengin görünce sesi incelmez. Makam sahibi görünce beli bükülmez. Garsona, şoföre, kapıcıya, çırağa davranışı değişmez. Çünkü karşısındakinin kim olduğundan önce kendisinin kim olduğunu bilir.

Bazı insanların davranışlarında otomatik vites vardır. Karşısındaki güçlü mü? Hop, “efendim efendim…” İşi düşmüş mü? “Canım kardeşim…” İşi bitmiş mi? “Kimdi o ya?” Kaliteli insan böyle değildir.

Birileri sevinsin diye inanmadığı şeyi söylemez. Birileri kızacak diye doğru bildiğinden vazgeçmez. Bir masaya kabul edilmek uğruna karakterini vestiyere bırakmaz. Çünkü bilir: İnsanın çizgisinin silgisi kendi elindedir. Bir kere fazla silmeye başlarsanız ortada çizgi falan kalmaz.

Yapmacık Değildir, Yapmacıkları Sevmez!

Yapmacıklığın garip bir kokusu vardır. Parfümle kapanmaz. İki dakika konuşunca duyulur. “Canıııım…” “Hayatım…” “Muhteşemsin…” “Sen bir tanesin…”

Üç gün sonra arkasından: “Ben zaten onu hiç sevmem.” İşte insanlık tarihinin en hızlı virajlarından biri. Kaliteli insan bu virajları pek sevmez.

Seviyorsa sever. Sevmiyorsa düşman olmaz. Mesafesini koyar. Herkese sarılıp sonra herkesin arkasından konuşmaz.

Duygusunu gösterirken tiyatro yapmaz. Çünkü hayat zaten yeterince sahne. Bir de günlük ilişkilerde figüranlık yapmaya gerek yok. Yapmacık insan sürekli kendisini pazarlamaya çalışır. Kaliteli insanın böyle bir telaşı yoktur. Kendisini olduğundan daha sevimli, daha güçlü, daha bilgili göstermeye uğraşmaz.

Bilmediği yerde “bilmiyorum” diyebilir. Yanlış yaptığında “yanıldım” diyebilir. Bir insana söylenebilecek en kaliteli iki cümleden biridir zaten: “Bilmiyorum.” “Yanıldım.” Bunları söyleyebilen insanın karakter fabrikasında kalite kontrol bölümü çalışıyor demektir.

Kişiliği Sabittir, Kişiye Göre Şekillenmez!

Bazı insanlar bukalemun gibidir. Ama bukalemuna haksızlık etmeyelim. Hayvan hiç değilse bunu hayatta kalmak için yapıyor. İnsan bazen yalnızca yaranmak için yapıyor. Ortam değişir, fikir değişir. Masa değişir, dünya görüşü değişir. Patron gelir, ses tonu değişir. Patron gider, devrim başlar.

Kaliteli insanın kişiliği ise bulunduğu yere göre kostüm değiştirmez. Elbette herkesle aynı şekilde konuşmaz. Çocukla başka, yaşlıyla başka, dostuyla başka konuşabilir. Bu nezakettir. Ama karakterini değiştirmez. Çünkü kişilik başka şeydir, iletişim biçimi başka.

Kaliteli insan uyum sağlar ama şekilsizleşmez. Esner ama eğilip bükülmez. Rüzgârı hisseder ama her rüzgârda yön değiştirmez.

Dürüsttür ve Dürüstlüğe Önem Verir!

Dürüstlük kulağa çok eski moda geliyor artık. Sanki sandıktan çıkarılmış naftalin kokulu bir kelime. Oysa hâlâ insan ilişkilerinin en pahalı malzemesi. Çünkü az bulunuyor.

Kaliteli insan dürüsttür. Ama dürüstlüğü kabalık zannetmez. Aklına geleni karşısındakinin kafasına fırlatmak dürüstlük değildir. “Ben dobra adamım kardeşim!” Bu cümlenin arkasından çoğu zaman bir kabalık gelir zaten. Dürüstlük, doğruyu doğru biçimde söyleme sanatıdır.

Kaliteli insan gerektiğinde itiraz eder. Ama ezmez. Eleştirir. Ama aşağılamaz. Yanlış gördüğünü söyler. Ama karşısındakini duvara çivilemez. Çünkü doğruluk başka, hoyratlık başka şeydir.

Bir de kendisine karşı dürüsttür. Bence meselenin en zor tarafı budur. İnsan başkasına yalan söylememeyi öğrenebilir. Kendisine yalan söylememek daha zordur. “Ben bunu neden yaptım?” “Kıskandım mı?” “Çıkarım mı vardı?” “Haksız olabilir miyim?” Bu soruları kendi kendisine sorabiliyorsa mesele ilerlemiş demektir.

Menfaate Göre Samimiyet Göstermez!

Menfaat dostluğu enteresan bir müessesedir. İşiniz iyiyken telefonunuz susmaz. İmkânınız varken arkadaşınız boldur.

Bir makama gelirsiniz, bir bakarsınız yıllardır görmediğiniz insanlar sizi çocukluk arkadaşları ilan etmiş. “Abi seni hep takip ediyorum.” Nereden? Uzay istasyonundan mı? Daha geçen ay telefon numaramı bilmiyordun. Kaliteli insanın samimiyeti çıkar tarifesine bağlı değildir. Birine işi düştüğü için yakınlaşmaz. İşi bitince ortadan kaybolmaz.

İnsanları merdiven olarak kullanmaz. Çünkü bilir ki insan basamak değildir. Üzerine basılmaz. Yanında yürünür.

Bu yüzden kaliteli insanın dostluğu bazen sessizdir. Her gün aramaz. Her fotoğrafa kalp bırakmaz. Her doğum gününde üç paragraf methiye yazmaz. Ama ihtiyaç olduğunda oradadır. Bence samimiyetin ölçüsü de budur zaten. Söz değil. Mevcudiyet.

Yalaka Değildir!

Yalakalık eski bir meslektir. Muhtemelen ilk kabile reisinin yanında ikinci insanla başlamıştır.

“Reisim, bugün de güneş sizin sayenizde doğdu.” O günden beri sektör gelişti. Yöntemler değişti. Ama prensip aynı. Güç sahibine gereğinden fazla yakın dur. Her söylediğini alkışla. Yanlışına doğru de. Esprisine herkesten önce gül. Gerekirse espri yapılmadan da gül.

Kaliteli insan bunu yapamaz. Yapmak istese de bünyesi kabul etmez. Birini takdir eder. Ama yağlamaz. Saygı gösterir. Ama kişiliğini rehin vermez.

Bir insanın görevine, bilgisine, başarısına değer vermek başkadır. Onun karşısında eriyip sıvı hâle gelmek başka. Kaliteli insan gerektiğinde güçlü insana da “hayır” diyebilir. Çünkü onun pusulası makam değil, vicdandır.

Esnek ve Gevşek Değildir!

Esneklik güzeldir. Gevşeklik başka şeydir. İkisini karıştırmamak lazım.

Kaliteli insan gerektiğinde anlayış gösterir. Fakat her şeyi “aman boş ver” torbasına atmaz.

Bir sözü varsa tutar. Bir işi varsa yapar. Bir saatte buluşacaksa mümkün olduğunca o saatte gelir.

Sorumluluk almışsa ortadan kaybolmaz. Çünkü güven küçük davranışlardan oluşur. Kimse bir sabah kalkıp “Bugün güvenilir insan olayım” diyerek güvenilir olmaz. Yıllarca verilen sözlerden, tutulan randevulardan, yerine getirilen sorumluluklardan oluşur.

Damlaya damlaya karakter olur. Gevşek insanın meşhur cümlesi vardır: “Bir şekilde hallederiz.” Nasıl? Ne zaman? Kim halledecek? Belli değil. Evren. Kaliteli insan “hallederiz” demeden önce neyi nasıl halledeceğini düşünür.

Nettir, Yüreklidir!

Net insan rahatlatır. Çünkü onun yanında sürekli bulmaca çözmezsiniz. “Acaba bana kızdı mı?” “Bunu neden böyle söyledi?” “Şimdi bunu mu demek istedi?” “Instagram hikâyesini bana mı gönderme yaptı?”

Kaliteli insan ilişkileri şifreli yayın değildir. Seviyorsa belli eder. Rahatsızsa söyler. İstemiyorsa nazikçe reddeder. Sınırını bilir. Karşısındakinin sınırına da saygı duyar.

Yüreklidir. Ama kabadayı değildir. Cesaret, ses yükseltmek değildir. Bazen sakin bir sesle “Buna katılmıyorum” diyebilmektir. Bazen kalabalığın alkışladığı şeye alkışlamamaktır. Bazen hatasını kabul etmektir. Bazen de gitmesi gereken yerden kalkıp gidebilmektir.

İçi ve Dışı Birdir!

İçi dışı bir olmak, insanın yüzünde ne varsa dilinde de aynı şey olması demektir. Tabii bütün düşüncelerimizi filtresiz söyleyelim anlamına gelmiyor. O zaman toplum üç günde dağılır.

Bir miktar nezaket filtresi herkese lazım. Fakat kaliteli insanın yüzüne gülüp arkasından başka türlü konuşma alışkanlığı yoktur. Bir sorunu varsa mümkünse sahibine söyler. Üçüncü kişiye değil.

Çünkü dedikodu enteresan bir spordur. Top bir türlü kaleye gitmez. Hep dolaşır. Kaliteli insan meseleyi dolaştırmaz. Muhatabına götürür. Bu yüzden yanında rahatsınızdır.

Sizi övüyorsa gerçekten övüyordur. Bir şey söylemiyorsa da içinizden “Kesin arkamdan başka konuşacak” diye düşünmezsiniz. Güven biraz da insanın arkasını dönebilme rahatlığıdır.

Kimsenin Oyuncağı Olmaz!

Kaliteli insan manipülasyona kolay teslim olmaz. Suçluluk duygusuyla yönetilmez. “Beni seviyorsan…” “Gerçek dost olsaydın…” “Sen bilirsin artık…” Bu cümleleri duyunca ruhunu taksitle teslim etmez.

Kendi kararını verir. Yanlış da verebilir. Ama kararı kendisinindir. Çünkü başkalarının istediği hayatı yaşayarak insanın kendi ömrünü tamamlaması tuhaf bir trajedidir.

Kaliteli insan başkasının senaryosunda figüran olmaz. Kendi hikâyesinin sorumluluğunu taşır. Kimseyi yönetmeye çalışmadığı gibi, kendisinin yönetilmesine de izin vermez.

Yalnızlığın Kötü Bir Şey Olmadığını Bilir!

Ve dönüp yine yalnızlığa geliyoruz. Çünkü kaliteli insanın en önemli özelliklerinden biri kendi kendisiyle kalabilmesidir. Sessizlikten korkmaz.

Telefonu elinden düşünce paniğe kapılmaz. Bir akşam kimse aramadığında hayatının çöktüğünü düşünmez. Kendiyle konuşabilir. Kendiyle oturabilir. Kendiyle yürüyebilir. Hatta bazen kendi kendisine gülebilir.

Gerçi bunu toplum içinde fazla yapmayalım. Yanlış anlaşılabiliriz. Yalnızlık insana kendisini gösterir. Kalabalıkta hep başkalarını görürüz. Yalnızken aynaya sıra gelir. Belki de bu yüzden bazı insanlar sürekli kalabalık arar. Kendisiyle karşılaşmamak için. Kaliteli insan ise kendisiyle karşılaşmaktan korkmaz. Çünkü yalnız kalabilen insan, yanında kimin olacağı konusunda daha seçici davranır.

Mecburiyetten dostluk kurmaz. Korkudan ilişki sürdürmez. Sırf masada sandalye boş kalmasın diye herkesi hayatına çağırmaz. Kapısını herkese açmaz.Ama açtığı zaman da gerçekten açar.

Kusursuz İnsan!

İnsanın kalitelisi kusursuz insan değildir.

Hata yapar. Sinirlenir. Yanılır. Bazen saçmalar. Bazen kırar. Bazen de kendi söylediği sözün altında kalır.

Ama bir farkı vardır: Kendisine bakabilir. Yanlışını görebilir. Özür dileyebilir. Düzeltebilir. Ve en önemlisi, menfaatine göre sürekli biçim değiştirmez. Karakter dediğimiz şey belki de bundan ibarettir.

Kimse bakmıyorken de aynı insan olabilmek. İşine gelmediğinde de doğru bildiğinin yanında durabilmek. Güçlüye başka, güçsüze başka davranmamak.

Sevilmek uğruna kendini ucuzlatmamak. Her masaya oturmamak. Her alkışa dönüp bakmamak. Her uzatılan eli dost eli sanmamak.

Ve gerektiğinde yalnız yürümeyi göze almak. Çünkü bazı yollar kalabalık yürünür. Bazı yollar iki kişi. Bazıları ise tek başına. İnsanın kalitelisi bunu bilir.

Kalabalığı az olabilir. Ama kendi içinde izdiham yaşamaz. Dostu az olabilir. Ama dost dediklerinin yanında arkasını kollamak zorunda kalmaz.

Herkes onu sevmeyebilir. Zaten herkesin sevdiği bir insan olmak da biraz şüpheli iştir. Lokum musun arkadaş? İnsan dediğin biraz tat bırakır, biraz iz bırakır. Bazen de bazı insanların ağzında hafif burukluk bırakır. Normaldir. Yeter ki insanın kendisine baktığında tadı kaçmasın.

Çünkü günün sonunda mesele kaç kişinin sizi alkışladığı değildir. Mesele, alkışlar sustuğunda geriye kimin kaldığıdır. Ve insanın geriye kendisi kaldığında, karşısındaki kişiden utanmaması… Galiba kalite dediğimiz şey tam da budur.

Sor Kendi Kendine?

Bu yazıyı okudun. Ne kadarı benim. Kalitem ne kadar diye sor kendine.

Sakın yalan söyleme! Milleti kandırabilirsin ammaaa, kendi kendini kandıramazsın!

Benden Söylemesi…