Milli Günümüzde, Yerel Gurur ve Hassasiyetlerimiz?
Yerel milli günümüzde, 1921 yılındaki Rüsumat 4 gemisinin yarattığı övgü dolu hikâye, resmi tarih kayıtlarında ve birkaç mütevazı yayın dışında ne hikmetse kamuya yeterince anlatılamamış duyurulmamış. Başkaları bir bardak suda fırtınalar koparırken biz Ordulular milli günlerde övünçsüz sessiz kalmıştık.
17 Temmuz 1920 günü Rüsümat 4’ten mühimmat ve silahların boşaltılmasından sonra, geminin kamuflaj amacıyla korkuluklarına yani yarı beline kadar batırılmıştır. Güvertesinde çaputların yakılması suretiyle çıkartılarak yangın çıkarılmasıyla düşmanın geminin artık işe yaramaz hale geldiğini sanmış, sonrada düşman çekilip gitmiştir. Düşmanın aldatılmasından sonra, yarı beline kadar batmış haldeki Rüsümat’ın suları boşaltılmış ve yeniden yüzdürülmesi sağlanmıştır. Tekrar çalışır hale getirilen gemi, silah ve cephanenin yeniden yüklenmesi ve taşınması tamamlanmıştır.
Nisan 2023’te Odu Büyükşehir Belediyesi, sahilde Rüsumat gemisinin bir gerçek ölçülerindeki maketini yaptırmıştır. Açık hava ve kültür müzesi olarak kullanılan bu alanda, Rüsumat hatırasıyla 19 Eylül 1923’te Atatürk’ün Orduya gelişi ile birleştirilerek, Ordunun ve Orduluların da Kuvayı Milliye ruhu her yıl yeniden tazelenecek; hatırlanacak ve kutlanacakları milli bir günü oluşturulmuştur.
Yapılan araştırmalarda, yazılan kitaplarda ve online makalelerde ortaya konan birbirinden farklı Rüsumat Gemi resimleri, gemi tamamen mi yoksa yarı beline mi kadar batırıldı tartışmaları sürse de, önemli olanın Rüsumat Gemisinin yarattığı o kahramanlık hikayesindeki ruh olduğunda herkes hemfikir ve bunda bir sorun yok.
Benim tatmin olamadığım şey; yazılan ve resimle belgelenen tarihtir. Rüsumat gemisinin neden belgelerde yirmi çeşit resmi var ve yirmisi de birbirinden farklı. Neden bu konuda tam bir araştırma yapılarak, geminin tam bir şeklinin, resminin veya çiziminin belirlenmemiş olması! Bu da gösteriyor ki; birileri hala işlerini doğru yapmıyor, çaba harcamıyor. İş kutlamalarda lafa gelince ohooo söz çok!
Hangisi Rüsumat 4?
Kimi yerel tarihçiler geminin tamamının batırıldığını yazarken, kimileri yarı beline kadar batırılıp, sonradan yüzdürüldüğü konusunda rivayetler ortada dolaşıyor. Peki o zaman batırılmış resmi kim çekti ve bu resmi kim yayınladı. Bu resme bakınca, güvertede çaputlardan yağın çıkarılarak, geminin düşmana yandığı aldatmacası verilmesini nasıl izah edersiniz. Güverte nerede? Su üstünde ateş mi yakılır? Bu resmi gören çocuk bile buna kanmaz? gerçekçilikten uzak, mantık hatalarıyla bir bilgi! Konu hakkında derinlemesine tarihsel ve akademik incelemeler yapıldıysa, bunca farklı sonuç nereden çıkıyor!
Bence maket yapmadan, müze oluşturmadan önce bu konularda iyice belirleyici sonuçların çıkartıldığı araştırmaların yapılıp, bitirilmiş olması gerekiyordu.
Hangi Milli Hassasiyet?
Ben böylesi milli kahramanlık hikayelerinin (İstanbul’un Fethi, İzmir’in Düşman İşgalinden Kurtuluşu, Osmanlının Kuruluşu, Hürrem Sultan gibi tarihi olayların filmleştirilmesi, televizyon dizileri haline getirilmesi, tiyatro oyunu yazılarak oynanması konusunda biraz hassasım. Hassasiyetim ‘Milli Mücadelemiz’ ile ilgili olunca ise doruğa çıkmaktadır. Bu gibi anmalarda ve tarihi anlatımlarda işi ciddiye almak yerine; hafife alınması, olduğundan daha çok abartılarak sulandırılmaması gerektiğine inanların tarafındayım. Hele araya beriye siyasi ve fikri nedenlerle dozunun artırılması gayesiyle olmamış, yaşanmamış olayların sokulmasını hiç doğru bulmuyorum.
Eski Cüneyt Arkın filmlerinde İstanbul Rumeli Surlarında Bizanslı askerlerle savaşırken, Çin menşeli karete ve teakwando yapması, on beş adamın üstüne düşerek, on beş kişiyi de yere sermesinin doğru bir sunum olmadığını savunanlardanım. Sonra, gülünç ve ciddiyetsiz bir duruma düşüyoruz. Cüneyt Arkın filmleri tarihsel bir olayı yansıtmamakta, uzak doğru sporları kullanılarak kahramanlıklarımız sulandırılmaktadır. Meşhur, ‘Yeniçeri Tokatı’ varken, karate’nin en temel vuruşlardan biri olan ‘Tsuki’ ile düşmanı etkisiz hale getirmek nedendir? Bir yaydan sekiz ok fırlatılarak, sekizinin de sekiz ayrı köşede yer alan düşman askerlere tam isabet sağlamak ne teknik ne de gerçekçilik ve doğallık açısından mümkündür
Milli hassasiyetle, olumsuz eleştiriyi birbiriyle karıştırmamak gerekir!
Tarih tarihte geçtiği gibi olmalıdır. Aynı şekilde Osmanlı yönetim zafiyetini konu alan tiyatro oyununda, yakın akrabam oluşundan onur ve gurur duyduğum Ferhan Şensoy ustanın ‘Soyut Padişah’ adlı oyununda tüm oyuncularda gerçek ya da gerçeğe yakın kostümler yerine hışırdayan naylon kıyafetlerle, sarık ve kavukların bal kabağından yapılmış başlıklarla oyunu sergilemesini doğru bulmayanlar olabilir. Evet. Bir dönem yanlış yaşanmış olabilir. Bir dönem yaşananları hicvederken tarzı yanlış bulabilirsiniz. Osmanlıdaki çıkar ilişkileri, koltuk kavgaları, yolsuzluklar, savaş ve ekonomik buhran gibi konuları işlerken, sarayda dönen entrikaların hep dışında kalan ve yönetimde söz sahibi olamayan padişahın durumuna eleştirel bir bakış getiren Ferhan Şensoy’un bu tarz bir eleştiri yapmasını abartı olarak görenleriniz olabilir. Osmanlı ile dalga geçilmiş diyebilirsiniz. Burada böyle düşünenlerin kaçırdığı bir nokta var. Burada Ferhan Şensoy Osmanlı ile dalga geçmemiş, tarihçilerle dalga geçmemiştir. Burada bu savı savunanların kaçırdığı nokta, arihte yaşananlarla, bugün anlatılanlar arasındaki dile getirilen çelişkidir. Naylon giysilerle, naylon tarihçilikle dalga geçilmiştir. Cüneyt Arkın’ın tarih sunumu ile Ferhan Şensoy’un tarih anlatımı bu nedenle karıştırılmamalı. Kafalardaki bal kabağı, bu tarihsel anlatımındaki millete tatlı tatlı yutturulmaya çalışılan yalanları yermektedir. Bu farklıdır.
Tarihi yazmak kimin işi? Hala üstünde uzlaşabilmiş değiliz!
Bu nedenlerle tarih anlatmak, tarihi sunmak, tarihi kahramanlıklardan milli günler oluşturmak için, doğru ve geçerli kanıtların ortaya çıkarılmış ve üzerinde hem fikir olunması sağlanmalıdır. Yok resmi tarih, anlatılan tarih, saptırılan tarih, gerçek tarih, onun işine gelen, öbürünün işine gelmeyen tarih… Ammada çok tarih var. Her önüne gelen bir tarih kitabı koymuş ortaya!. Tarih tektir ve doğru olan tarih tarihtir.
Bir başka anlarımla, ben Rüsumat hatırasıyla 19 Eylül 1923’te Atatürk’ün Orduya gelişi nedeniyle gerçekleştirilen etkinlik çıkışı, ‘Ne batması, abartmışlar’, ‘Yangın çıkartmışlar o kadar, düşman da kanıp gitmiş…’ sözlerini neden konuşuluyor. Ordu toplumu olarak daha çok yakında olmuş tarihsel bir olayda bile anlaşamamışız. Yok! ‘Sıtkı Çebi’ abimiz şöyle demiş, yok Ordu Üniversitesinden hocalar aksini iddia etmiş… Ortada tam bir sonuç yok. Kime ve neye inanacağız?
Milli gün ilan etmek, milli günleri kutlamak, anmak ciddiye alınmalıdır. Tarihsel bilgi ve belgeleri sağlam delillere dayanarak, gün ışığına çıkarmak gerekir. Şüpheyle yaklaşılan milli gün olmaz. Her önüne gelen tarih yazamaz demiyorum, yazmamalıdır. Her önüne gelen milli kahramanlıklarla ilgili resimleri, orada burada yayınlayamaz demiyorum, yayınlamamalı.
Kaç Ordulu bunu biliyor? Tamamına yakını bilmez. Rüsumat ne demektir? Neden kelime bu gemiye isim olarak verilmiştir. Anıyor, kutluyoruz da kelimenin anlamını bilmeden… Yine ‘Ezbere!’
Rüsumat hatırasıyla, Atatürk’ün Orduya gelişi anma ve kutlamaları ne derece samimi ve ciddiydi? Böylesi milli bir günü yine beraberce kutlamadık, yine ayrıştık! Kim neler yaptı? Neler yapılmalıydı? Böylesi bir yerel ancak milli bir günde, Üniversitemizin üstüne düşen neydi? Bu ayrı bir tartışmanın ve yazının konusu. Aslında kim neyi ne kadar yaptığının farkında. Bu nedenle yarınki yazımda sadece ‘Mucizenin Adı: Rüsumat’ adlı tiyatro etkinliğinden söz edip, oyunu yorumlayacağım. Okumanız ümidiyle, son sözümü söyleyeyim!
Madalyonun öbür yüzüne baktınız mı?
‘Herkes söylüyordu. Basında yazılıp, çizildi. İnanmak istemedim. Anıtın yanına gittim. Anıtın bulunduğu havuz pislik içinde ve leş gibi kokuyor. Koku yüzünden kimse anıta yaklaşamıyor bile. İşte tarihi ve milli değere gösterdiğimiz değer! Birde Altınordu Kaymakamı ve Altınordu Belediye Başkanı dışında ne iktidar ne de muhalefete mensup siyasilerden ne de sivil toplum kuruluşları başkan veya liderlerinden, hiçbir kutlama ya da anma mesajı yayınlamamış olmaları, hangi Ordulu gururlanmış, övünç duymuştur? Merak ettik doğrusu!
Benden söylemesi!




Görüşünüzü yorum olarak belirtiniz!