OBKT: Sanat Var, Ruh Tatilde!

Obktatil

Sayın Başkanım! Bu şehirde tiyatro bir daire değil, bir değerdir!

Şehrimizin Gözbebeği, Tiyatrosunda Sorunlar var.

Son üç dört aydır, O.B.K.T. binasının duvarları sanatla değil, dedikoduyla yankılanıyor. Kimin elinde dosya varsa o sahneye çıkıyor, oyununu oynuyor. “Sanat halk içindir.” diyoruz ya… bizde o da revizyona uğradı: artık “sanat, tanıdıklar içindir.” Bir zamanlar sahneye çıkanlar topluma yön verirken, şimdi sahneye çıkanlar toplumu, seyirciyi bırakmış, birbirlerine saldırıyorlar. Tiyatroyu kirletenler, bundan mutlu!

“Bilet satışları artıyor, daha çok seyirci geliyor! ” deniyor, ama sanatsal kalite “gönderilen, alıcı yerinde bulunamadı” notuyla geri dönüyor.

1.Perde – Işıklar Yanıyor, Ama Kime?

Şehrimizin tiyatrosunda ışıklar yanıyor ama perde bazen inmeden kapanıyor sanki. Yönetim koltuğunda artık “okullu” birinin oturuyor olması kulağa umut verici geliyor; ne var ki sahnede oynanan oyun, sanatın değil siyasetin provalarına benziyor. Kostümler yerinde, replikler ezberde, dekor göz kamaştırıyor ama kuliste dönen dolaplar seyircinin dikkatinden kaçmıyor. Festivaller yapıyoruz, turneler düzenliyoruz – ama bazen tatil valiziyle turne bavulu birbirine karışıyor.

Tiyatroda “gelişim” diyoruz ya hani; bizde o da biraz fazla doğaçlama! Bazıları sahneye tutkuyla çıkarken, bazıları sadece kulis ışığını seviyor. Herkes alkış istiyor, ama seyirci artık alkış değil, açıklama bekliyor.

“Gelişim sağlayacağız!” demek kolay. Fedakâr ama çelik çomakla çağ atlatılmaz ki! Kendini eğitmişlerle okulda eğitilmişleri aynı sahnede buluşturmak güzel fikir, ama ortada ya okul eksik ya da eğitim fazla geliyor. Bilgiyle tecrübeyi harmanlayalım derken, biri unu getirmiş, öteki suyu unutmuş gibi. Böyle olunca da, “kalite” değil, “karmaşa” doğuyor. Üstelik bu oyunun tekrarını tiyatronun geçmişinde çok izledik – fragman bile değişmemiş! Hâlâ “ders çıkarıyoruz” diyorlar, ama belli ki “Dörtbuçuktan Beş!” ten sınıf geçmek onlar için yeterli.

2.Perde – Tüzüklü Tiyatro, Yönetimli Yönetimsizlik

67 yıllık bir geçmişi var bu tiyatronun. Yeni dönem “eğitimli, tecrübeli yönetim” dönemi diye anılıyor; kısacası şahane bir tiyatro karşımızdaki! Ama görünen o ki, sahnede Stanislavski, kasada Nasreddin Hoca!

Birileri şikayetçi; Bütçe kısıtlı deniyor, fakat festival dönüşlerinde herkes bronzlaşmış; demek ki sanat güneşlenmeyi de kapsıyor. Tiyatro binasının duvarları artık sanatla değil, dedikoduyla yankılanıyor. Kimin elinde dosya varsa o sahneye çıkıyor, kimin cebinde ilişki varsa o yönetmenlik yapıyor. Eskiden “amatör ruh” vardı, şimdi “profesyonel çıkar” var. Ve işin kötüsü, herkes bunun farkında ama kimse perdeyi aralamıyor. Çünkü burada eleştiri değil, alkış geçer akçe. Perde kapanıyor, ışıklar sönüyor ama bütçenin ışıltısı hiç sönmüyor.

3.Perde – Bilgi Var Ama Ruh Eksik

Çok kritik bir “denge taşı.” Yani taş atarken camdan eve girmemek gerekiyor; “yeni yönetim bilgili ama faydası yok” diyebilmek için hem adaletli görünmeli, hem de ironik tonda olmalı.
İşte o iki bölüm arasına, hem “yiğidi öldür hakkını yeme” tavrını, hem de “ama o yiğit biraz fazla aynaya bakıyor” eleştirisini taşıyan paragraflık ara taşlama sığdırılmış görünüyor.

Hakkını teslim edelim: Bugünkü yönetim, geçmişteki “deneme tahtası” yönetimlere göre gerçekten bilgili, sistemli, eğitimli. Oyunun teorisini biliyorlar, sahne dilinden anlıyorlar. Ama o bilgi sahneye çıkınca tutukluk yapıyor; seyirciye ulaşmadan masalarda kayboluyor. Bilgi var, estetik var ama ruh yok. Sanki bilgi, tiyatronun havalandırması gibi – var ama kimse hissetmiyor. Belki de sorun cehalet değil, fazla “ben bilirim” özgüveni. Yiğidi öldürmeyelim ama sahne ışığını da sürekli kendine tutmasın artık! Bilgiyle sahne kurulur, ama tiyatroyu yaşatan hâlâ samimiyettir. Ne diyelim… bazen sahneye çıkmak kolaydır da, samimiyet o sahneye uğramaz.

Kimine göre: Evet, bilgi var, deneyim var… ama nedense tiyatroya değil, daha çok kendi özgeçmişlerine katkı sağlıyor. Yani yiğidi öldür hakkını yeme, ama bu yiğit de sahnede fazla uzun selam veriyor! Seyirciye dokunmayan bilginin, spot ışığında parlaması neye yarar ki?
Akademik bilgi, sahneye ruh katmazsa, sadece süslü bir sahne arkası konuşması olur. Sonuç mu? Evet, yönetim “en iyilerden biri” ama seyirci hâlâ aynı koltukta, aynı şaşkınlıkla oturuyor.

4.Perde – Komplo mu, Kopya mı, Yoksa Kopyala-Yapıştır mı?

Kimine göre ortada hiçbir sorun yok; her şey birer tiyatro eseriymiş, bu tartışmalar da “başarılı bir yönetimi kıskananların yazdığı senaryolarmış.” Ne güzel değil mi? Hem yönetim kahraman, hem eleştiri kötü karakter! Hatta “Ordulu olmayan bir yönetim” bahanesiyle “kültürel darbe” masalı anlatanlar bile var. Sanki sanatın pasaportu olurmuş gibi. Oysa mesele memleket değil, zihniyet. Kocaeli’nden gelmişsin, Mars’tan inmişsin fark etmez; sahneye adaletle çıkmayanın ışığı uzun yanmaz. Ama bazıları bu durumu hâlâ trajedi değil, komedi sanıyor; herkes kendi yazdığı oyunun başrolünde ısrarcı.

Bir de işin repertuvar kısmı var: İki sezondur oynanan oyunların istisnasız hepsi Kocaeli Şehir Tiyatrosu’ndan alınma. Elbette ilham almak güzeldir, ama biraz da yerel nefes gerek. Hazır reçeteleri ısıtıp ısıtıp sahneye koymakla tiyatro değil, tost makinesi çalışıyor sanki! Sanat “copy-paste” değil, ruhun yeniden yazımıdır.

“67 yıllık bir tiyatro, 25 yıllık bir tiyatronun kardeşi olabilir ancak taklitçisi olmamalıdır. ” diye düşünenler çok sayıda bu şehrin seyircisi de haksız değil!

5.Perde – Kulis Kayıyor, Dosyalar Şişiyor

Madem iftira diyorlar, madem dedikodu diyorlar, o hâlde neden herkes suskun? Eğer gerçekten ortada yalan yoksa, soruşturmalar, raporlar üç aydır niye tozlanıyor? Belki de o dosyaların üstünde de bir perde var, açılmayı bekliyor. Unutulmasın; bu tiyatro belediyeye bağlı olabilir ama ruhu bu şehre aittir. Ve o ruhu korumak, sadece oyuncuların değil, izleyen herkesin sorumluluğudur.

6.Perde – “Hediyeleşme” Oyunu

Derken perde arkasında yeni bir oyun sahneleniyor: Hediyeleşme.
Konusu gayet tanıdık — “Zaman.”
Oyunculardan toplanan paralarla bir saat alınmış, tiyatronun en üst katındaki koltuğa sunulmuş.
Kimi diyor “jest,” kimi diyor “zorla jest mi olur?”
Şikayetler gelmiş, müfettişler gelmiş, klasörler dolmuş…
Ama sonuç hâlâ sahnede yok.
Belki de o saat, bu gecikmeyi ölçüyor.
Belki de sadece sabrımızı.

Belediye başkanının masasındaki dosyalar artıyor ama sahnede hâlâ aynı replik: “Sonuç geliyor, az kaldı. Biraz sabır, çözüyorum!” Az kalmış ama üç ay geçmiş. Saat tıkır tıkır işliyor, adaletin zembereği hâlâ kurulmamış. Bu şehirde tiyatro bir daire değil, bir değerdir. Sanat bir kez siyasetin gölgesine düşerse, spotlar değil vicdanlar kararır.

Son Perde – Alkıştan Önce Vicdan

Sonuçta mesele şu:
Bu şehirde tiyatronun kaderi birkaç ismin elinde değil, seyircinin vicdanındadır.
Biz sadece diyoruz ki, perde arkasındaki sessizlik artık oyunun bir parçası olmasın.
Eleştiri düşmanlık değil, iyileşmenin provasıdır.
Ama anlaşılan bazıları hâlâ provada kalmayı tercih ediyor.

Eh, o zaman son repliği biz söyleyelim:
“Madem herkes zamanı yönetiyor… Saatiniz kaç?”

 

Benden Sorması !