İnsanın Zırt Ettiği Yer: Ego!

Ego
Ego

Olmak İstediğin Kişiyle, Yani Ego'nla Olduğun Kişi Kavga Edince…
İnsanın İçindeki En Gürültülü Şey: Tamamlanmamışlığıdır!

İnsanın zırt ettiği andır: egosunu konuşturduğu an!

İnsan bazen kendini olduğu gibi yaşayamaz… Çünkü insanın içinde, olmak istediği biri vardır. Bir de aynada, her sabah istemeye istemeye gördüğü gerçek hali…

İşte o ikisinin arasındaki mesafeye hayat diyoruz çoğu zaman.

Kimisi olmak istediği kişiye çok yakındır. Bu insanlar daha sakindir. Daha doğal görünürler. Rol yapma ihtiyaçları azdır. Kahkahaları bile yorulmaz.

Ama bazı insanlar vardır… İçindeki hayal ile gerçeği arasında Karadeniz yaylalarındaki kadar uçurum vardır. İşte acı tam burada doğar.

Psikolojinin “ego” dediği şey de çoğu zaman bu boşluğu kapatmak için kurulmuş iç mimari dekorudur. İnsan ruhunun alçıpanıdır biraz.

Çünkü insan, eksik hissetmeye uzun süre dayanamaz.

Olmak istediği kişi ile olduğu kişi arasındaki fark büyüdükçe, içeride görünmez bir sancı oluşur. Ve bilinçaltı o sancıyı bastırmak için türlü cambazlıklara başvurur.

Bazen koca adam çocuk gibi trip atar… Bazen yıllarca kitap okumuş biri, mahalle kavgasındaki dayı refleksiyle davranır… Bazen kariyer sahibi biri, küçücük bir eleştiride tost makinesi gibi duman çıkarır. Yetişkinse bir çocuk gibi, mürekkep yalamış biri ise, cahilce davranışlar gösterebilir. İster üniversite hademe olsun ister profesör, olmadık bir anda olmadık bir tepkiyle karşılaşabiliriz. 

Niye? Çünkü ego, insanın gerçek yüzü değil; çoğu zaman kırılmış tarafını saklama biçimidir. Neden sonradan oluşan öğrenilmiş üst benlikte suç aramayalım? Kabahatli bilinç altıdır. Yani alt benlikteki acı rahatsızlık vermeye başlamıştır!

Atalar boşuna “Boş başak dik durur” dememiş. Gerçekten dolu olan insanın gösterişe ihtiyacı azalır. İçerisi sağlam olanın dışarıya sürekli tabela asmasına gerek kalmaz.

Bugün sosyal medya bu yüzden biraz dev bir ego lunaparkına dönüştü. Herkes “olduğu kişi” olmaktan çok, “olmak istediği kişinin fragmanını” yayınlıyor. Filtreler, pozlar, yapay özgüvenler, entelektüel cümleler… Bazıları o kadar büyük karakter oynuyor ki, Oscar akademisi görse aday gösterir. Kimi kahvesini paylaşırken filozof gibi davranıyor… Kimi iki kitap okuyup Nietzsche’nin mahalle temsilcisine dönüşüyor… Kimi de hayatta tek başarısı telefon taksiti ödemek olmasına rağmen, insanlığa üst perdeden yaşam dersi veriyor.

Çünkü ego biraz da iç fakirliğinin perde sistemidir.

İnsan kendini yeterince değerli hissedemeyince; sesini yükseltmeye, ortamı domine etmeye, sürekli haklı çıkmaya çalışır. Tartışmalarda mesele fikir değil, var olma savaşına dönüşür.

Bak dikkat et… Gerçekten güçlü insanlar genelde sakin olur. Çünkü kendilerini ispatlamak için her masayı kürsüye çevirmeleri gerekmez.

Ama içi karmakarışık olan insanın dili sürekli megafon taşır. En küçük eleştiride bozulur. En ufak dışlanmada kinlenir. Bir övgü duyunca şişer, bir laf işitince söner. Çünkü kendi değerini içeriden değil, dışarıdan kiralamaktadır.

İnsan bazen sırf eksik hissetmemek için kibir üretir. Bazen mizahın arkasına saklanır. Bazen aşırı sert görünür. Bazen de sürekli “ben çok iyiyim” diyerek aslında kimseyi değil, kendini ikna etmeye çalışır.

Hayatın en komik tarafı da şudur… İnsan en çok gizlediği yere benzer.

Kendini sürekli “çok güçlü” göstermeye çalışan biri, belki de en yorgun olandır.
Sürekli “beni kimse anlamıyor” diyen biri, belki yıllardır kendini bile dinlemiyordur. Çünkü ego, kısa vadede insanı korur belki… Ama uzun vadede insanı kendisinden uzaklaştırabilir.

Asıl huzur ise şurada başlar. Olmak istediğin kişi ile olduğun kişinin tokalaşabilmesi… İnsan kendine yaklaşınca sakinleşir. Kendinden uzaklaştıkça gürültü çıkarır. Ve çoğu zaman en yüksek sesle konuşan insanlar… İçinde en büyük sessizliği taşıyanlardır.

Kişiyle olmak istediği kişi arasında oluşmuş o boşluğun verdiği acıyı gidermek için, bilinçaltı yani benlik tarafından kurgulanmış ek kimliğin adı ‘Ego’dur. Olmak istediğin kişi ile olduğun kişilik arasındaki bu uzaklık ne kadar açıksa, o kadar çok acı çekersin. Yakınlaştıkça ise insan hafiflemeye başlar. Çünkü insanın gerçek olabilmesi; kusurlarını saklamasıyla değil, onları taşıyabilmesiyle mümkündür.

Ve galiba insanın en büyük olgunluğu da şudur:
Kendini dev aynasında görmek değil…
Aynaya bakınca kaçmamak.

Çünkü insanın gerçek büyüklüğü, başkalarını ezdiği yerde değil; maskeleri çıkarıp kendi yarasına dürüstçe bakabildiği anda başlar.

Ve bazı aynalar, insanı o zaman adam eder.

Benden Söylemesi…