Kibar İnsanların Gizli Hobisi: Argo!

Hobi
Hobi

Argoyu Kimse Sevmez… Ama hobimizdir. Hepimizin Cebinde Bir Tane Var!
Mürekkep Yaladık… Ama Küfrü de Bırakamadık!

Gizli hobimizidr aslında. Argo konuşmak kaba bulunur.

Hatta çoğu zaman itici, seviyesiz ve terbiyesizce olarak görülür. İnsanların büyük kısmı, “Ben küfürden hiç hoşlanmam” diyerek söze başlar. Sanki ülkece bir edebiyat jürisindeyiz…

Argoya karşıyızdır sözde. Ama gelin görün ki, günlük hayatın küçük bir krizinde içimizdeki bütün edebiyat profesörleri tatile çıkar. Çünkü mesele teori değil, pratiktir.

Kimse oturup durduk yere ansiklopedi diliyle kavga etmiyor.

Trafikte biri önünü kırar… Ayağın masanın köşesine çarpar… Telefon yere düşer…
İnternet tam maçın kritik anında gider… İşte o an, içinizde yıllardır saklanan mahalle delikanlısı mikrofonu eline alır. Ve…

Hadi terbiyeli olalım, küfür savurmayalım!…

Kaçımız kızdığı birine sadece “eşek” der? Çoğumuz orada duramıyoruz. Mutlaka soy ağacına doğru genişleyen bir paket servis başlıyor. Zavallı hayvanı yetmiyor, ailesini de işin içine katıyoruz. “eşek oğlu eşek!”

Çünkü insan sinirlenince yalnız konuşmaz; abartır.

Bizim milletin duygusal refleksi biraz böyledir zaten. Az kızınca bile tam kızar. Ortayı pek sevmez. Ya çok severiz… Ya da cümlenin sonuna mutlaka bir ünlem ve iki argo ekleriz.

En komiği de şu:

Toplum içinde biri ağır argo konuşsa hemen yüzümüzü buruştururuz. “Ne kadar kaba adam!” deriz. Ama aynı akşam evde kumandayı bulamayınca, kendi kendimize yaptığımız konuşmayı bir dinlesek… TRT arşivine değil, adliyeye delil olur.

En ufak aksilikte ne diyoruz? ‘Hay Anasını!’ Aslında ‘anasının’ arkasından hangi porno karesinin geldiğini hepimiz biliyoruz da, dillendirmiyoruz… 

İşin psikolojik tarafı da enteresandır.

Argo aslında çoğu zaman kelime yetersizliği değil; duygunun taşmasıdır. İnsan bazen öfkesini, şaşkınlığını ya da çaresizliğini normal cümlelerle taşıyamaz. Dil kısa gelir. O anda argo, zihnin egzoz borusu gibi çalışır.

Tabii bu durum, sürekli küfürlü konuşmayı kaliteli hale getirmez. Çünkü her şeyin fazlası gibi, argonun da fazlası insanı ucuz gösterir.

Atalar boşuna “Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır” dememiş. Ama galiba şunu da eklemeyi unutmuşlar: “Sürekli argo konuşan da, sonunda kendi seviyesini ele verir.”

Bak dikkat et…
Gerçekten zeki insanlar bazen argoyu cerrah gibi kullanır. Az ama tam yerine…
Bir cümlede öyle bir argo patlatır ki, üç sayfa akademik makalenin anlatamadığını tek hamlede anlatır.

Ama bazıları vardır… Sanki cümle değil, kanalizasyon kapağı açıyor. Her kelimenin arasında bir küfür… Her nefeste bir argo… Dinlerken insanın kulağı değil, karakteri yoruluyor. Çünkü sürekli argo kullanan insanın bir yerden sonra öfkesi değil, kelime hazinesi dikkat çeker.

İşin daha komik tarafıysa şu: Argoyu en çok kullanan toplumlardan biri olabiliriz ama, çocuğumuzun yanında biri küfredince anında medeniyet temsilcisine dönüşüyoruz.

“Hey! Çocuk var burada!” Sanki az önce trafikte soy sop bırakmayan kişi biz değilmişiz gibi…

İnsan gerçekten tuhaf canlı. Kimse sevdiğini söylemez… Ama fırsatını bulunca da onsuz yapamaz. Sözde nefret ediyoruz ama lazım olunca da fütursuzca kullanmadan edemiyoruz!…

Yine de kabul edelim… Bu toplumun argoyla ilişkisi, “dostça ayrıldık ama hâlâ konuşuyoruz” seviyesinde bir ilişkidir.

Çünkü argo bazen insanın ayıbıdır… Bazen mizahıdır… Bazen de içindeki basıncın emniyet supabı…

Ama şunu da unutmayalım:
Bir insanın ve içinde yaşadığı toplumun kültürü; sustuğu yerde değil, sinirlendiği anda ağzından dökülen ilk kelimede saklıdır.

Bütün bu yazıda okuduklarını düşün ve sonra…

Şimdi dön içine, dürüstçe sor:
“Ben argo kullanıyor muyum?”
Sakın…
Çok kötü bir yalancı olma.

Çünkü insanın gerçek terbiyesi; takım elbiseyle konuşurken değil… Ayağı sehpaya çarpınca ağzından çıkan ilk kelimede ortaya çıkar. Geri kalan her şey ise, karakterin ütülenmiş reklam afişidir!

Benden Söylemesi…