Sen! Diye Parmak Göstermek

parmak
PARMAK

Dün  İlişki ve İletişim Uzmanı, değerli dostum Yücel Congur’la, bizim evde oturmuş, Ordu ayaklarımızın altında şehirden konuşup, felsefe yapıyorduk. Bir ara ‘Sen!’ diye hitap edip, parmak salladım. Parmak sallamaz olaydım, iletişimde bunun ne anlama geldiğini anlattı uzun uzun. Sizinde bilmeniz gerekir diye düşündüm, aşağıdaki bu yazı ortaya çıktı.

Yücel’e atıfla olsun…

Bir Parmakla Gidersin… Üç Parmakla Dönersin!
“Sen” Dediğin Anda Kavga Başlar!
Hayatın Parmak Hesabı: Attığın Taş, Sana Kaya Olup Döner!

İnsan ilginç bir canlı…
Özellikle de karşısındakini suçlarken ellerini kullanmayı çok sever. Çünkü bazen ağızdan önce parmak konuşur.

Birine kızdığınızda, suçladığınızda ya da “Sen zaten böylesin!” dediğinizde, çoğumuz farkında olmadan işaret parmağımızı uzatırız. O an psikolojik olarak bütün okları karşı tarafa fırlattığımızı sanırız.

Ama elin anatomisi bile insana gizli bir nasihat verir aslında.

İşaret parmağı karşıdakini gösterir…
Başparmak ise hafif eğik şekilde onu destekler. Yani o da tam emin değildir durumdan. “Belki biraz haklısın ama çok da gaz verme kendini” der gibi durur.

Asıl ilginç olan diğer üç parmaktır.

Orta parmak, yüzük parmağı ve serçe…
Hepsi sana dönüktür.

Yani sen bir kişiyi suçladığını sanarken, hayat sana sessizce şöyle der:
“Evladım, gönderdiğinin üç katı sana geri gelir. Haberiniz olsun.”

Aslında bu sadece bir el hareketi değil; insan ilişkilerinin özeti gibidir.

Çünkü insanlar yankı gibidir.
Ne söylersen geri döner.
Ne ekersen onu biçersin.
Eski deyimle:
“Rüzgâr eken, fırtına biçer.”

Bugün sosyal ilişkilerin çoğu bu yüzden yorucu hale geldi. Herkes birbirine “sen” diyerek yaklaşıyor ama kimse dönüp “ben ne yaptım?” diye bakmıyor. Suçlamak kolay… aynaya bakmak ise pahalı bir cesaret işi.

İşin komik tarafı şu:
İnsan kendini dünyanın en haklı kişisi sanırken bile, karşı taraf da evinde aynı filmi izliyor. Herkes kendi hayatının başrolü, herkes karşısındakini figüran zannediyor.

Hal böyle olunca, küçücük bir söz bazen üç kat büyüyüp geri dönüyor.
Sen bir cümle söylüyorsun… karşı taraf sana romanla geliyor.

Çünkü insan egosu, mahalledeki eski tüplü televizyon gibidir…
Bir vurunca görüntü düzelmez; genelde daha çok cızırdar.

Bu yüzden bazen mesele haklı olmak değildir.
Mesele, yangına elinde benzin bidonuyla gitmemektir.

Birine “sen” diye saldırmadan önce, eldeki üç parmağa bakmak gerekir. Çünkü hayat çoğu zaman matematik öğretmeni gibidir; işlemi sana geri çözdürür.

Bir de modern çağın yeni hastalığı var:
Herkes birbirini dinliyormuş gibi yapıyor ama aslında sıranın kendisine gelmesini bekliyor. Kimse anlamaya çalışmıyor; herkes cevap hazırlıyor. Bu yüzden tartışmalar artık fikir alışverişi değil, ego güreşine dönüştü. Sosyal medya ise bunun mahalle kahvesi oldu. Parmaklar eskiden yalnızca birini işaret ediyordu; şimdi klavyede saniyede kırk kelimeyle infaz yapıyor.

Üstelik insanlar kırdıkları kalbi tamir etmek yerine, haklı çıkmanın sevincini kutluyor. Oysa bazı zaferler vardır ki insan kazanırken küçülür. Tartışmayı kazanırsın ama karşındaki insanı kaybedersin. Sonra da dönüp “Bu insanlar neden uzaklaşıyor?” diye düşünürsün.

Hayat aslında çok basit bir terazidir.
Ne taşırsan onu tartar.
Sertlik verirsen sertlik büyür.
Merhamet verirsen yankısı gecikse bile geri döner.

Belki de insan olmanın bütün meselesi şudur:
Karşımızdakini yargılamadan önce, içimizde sakladığımız küçük kibir mahkemesini susturabilmek…

Çünkü bazı insanlar haklı olmayı, mutlu olmaktan daha değerli sanıyor. Sürekli savunmada yaşayan bir kalbin huzur bulması da kolay olmuyor. İnsan bazen susarak büyür, bazen özür dileyerek güçlenir. Her yanlışın altına imza atmak marifet değildir; bazı anlarda geri adım atabilmek, insanın kendi nefsine karşı kazandığı en büyük zaferdir. Yoksa dünya, birbirine parmak sallayan ama aynı anda kendini hiç görmeyen insanların kalabalığına dönüşüyor.

Ve galiba insanın en zor öğrendiği şey de budur: Haklı görünmek başka, gerçekten olgunlaşmak bambaşka bir şeydir. Çoğu zaman. Belki de insan ilişkilerindeki en büyük olgunluk şudur:
Karşındakini suçlamadan önce, sana dönük duran o üç parmağı fark edebilmek…

Çünkü bazı kavgalar ağızla değil, parmak hesabıyla büyür.

Çünkü insanın gerçek terbiyesi, karşısındakine parmak sallarken değil; o üç parmağın sessizce kendisini gösterdiğini fark ettiği anda başlar. Ve bazı insanlar, tam da o an büyür… bazılarıysa ömür boyu sadece bağırır.

Benden Söylemesi…