Söz Çok, Gücü Yok!

Söz Çok
Söz Çok

Söz çok ta, niye yerinde sayıyoruz?

Şehir Küçük, Bahaneler Büyük

Anadolu’nun küçük şehirlerinde hayat, dışarıdan bakıldığında sakin görünür. Trafik azdır. Mesafeler kısadır. İnsanlar birbirini tanır. Çarşıya çıktığınızda üç kişiye selam verir, beş kişiyle ayaküstü konuşur, eve dönerken de şehirde olan bitenin yarısını öğrenirsiniz.

Ne güzel hayat!

Fakat işin içine biraz dikkat, biraz merak, biraz da “Daha iyisi mümkün mü?” sorusu girince manzara değişir. Çünkü küçük şehirlerin asıl sorunu küçüklükleri değildir. Bazen küçük şehirlerde yaşayan insanların, düşünce dünyalarını da şehrin sınırları kadar daraltmalarıdır.

Evden işe, işten eve…

Arada bir kahve.

Biraz siyaset.

Biraz belediye eleştirisi.

Biraz da “Bu memleketten bir şey olmaz.” soslu koyu muhabbet.

Memleketi iki bardak çay eşliğinde kurtarırız. Hesabı ödeyince de herkes kendi evine dağılır. Memleket yine kurtarılmayı bekler. Söz Çok!

 
Kültür Var, Seyirci Nerede?

Küçük şehirlerde konser yapılmaz diye şikâyet edilir. Tiyatro gelmez denir. Sergi açılmaz, söyleşi düzenlenmez, kitap fuarı kurulmaz diye yakınılır.

Sonra bir etkinlik yapılır.

Bu defa da kimse gitmez.

“Bilet pahalı.”

“Akşam dışarı çıkılmaz.”

“Kimmiş bu sanatçı?”

“Televizyonda çıkıyor mu?”

“Bedava olsa giderdik.”

Bedava olur, yine gidilmez.

Çünkü mesele çoğu zaman para değildir. Mesele alışkanlıktır. Meraktır. Evden çıkma cesaretidir. Bilmediğimiz bir sanatçıya, tanımadığımız bir oyuna, daha önce okumadığımız bir yazara birkaç saatimizi ayırabilme isteğidir.

İnsanlar alışveriş merkezinde saatlerce dolaşabilir. Bir kafede aynı konuyu kırk defa konuşabilir. Fakat bir tiyatro oyununa iki saat ayırmak ağır gelebilir.

Çünkü tiyatro insana soru sorar.

Kahve köşesi ise genellikle cevapları hazır verir.

“Bize Bu Kadarı Yeter” Hastalığı

Küçük şehirlerde en sık karşılaşılan cümlelerden biri şudur:

“Burada bu kadar olur.”

Bu cümle, çoğu zaman gerçekçi bir tespit gibi görünür. Oysa bazen tembelliğin takım elbise giymiş hâlidir.

Daha iyi bir etkinlik yapılabilir.

Daha düzenli bir şehir hayatı kurulabilir.

Daha nitelikli mekânlar açılabilir.

İnsanlar sanata, spora ve kültüre daha fazla katılabilir.

Fakat biri çıkıp farklı bir şey önerdiğinde hemen görünmez bir kurul toplanır:

“Bizde tutmaz.”

“İnsanımız anlamaz.”

“Boşuna uğraşma.”

“Daha önce denendi.”

“Kime güveneceksin?”

Bu cümleler Anadolu’nun birçok küçük şehrinde fahri hemşehrilik belgesi alacak kadar yaygındır.

Oysa bir fikrin daha önce kötü uygulanmış olması, o fikrin kötü olduğu anlamına gelmez. Birkaç kişinin yan yana gelememesi de herkesin sonsuza kadar ayrı durması gerektiğini göstermez.

Fakat biz bazen başarısızlığı tecrübe sanıyoruz. Cesaretsizliği de tedbir.

Sonra tedbirli tedbirli yerimizde sayıyoruz. Söz çok… Tedbir de çok!

Farklı Düşünene Önce Bir Bakalım

Küçük şehirlerde farklı düşünen insanlara karşı garip bir mesafe vardır. Yeni bir fikir söyleyen kişi önce dinlenmez. Önce tartılır.

“Kimlerden?”

“Arkasında kim var?”

“Bunun amacı ne?”

“Niye uğraşıyor?”

İnsan yalnızca iyi bir şey yapmak istiyor olabilir. Fakat biz iyiliğin bile nüfus cüzdanını görmek isteriz.

Birisi sanatsal bir oluşum kurmak ister. Başka biri kültürel bir platform önerir. Bir başkası şehrin insanlarını ortak bir fikir çevresinde toplamaya çalışır.

Hemen küçük hesaplar başlar.

Başkan kim olacak?

Kimin adı önde yazacak?

Fotoğrafta kim ortada duracak?

Sosyal medya paylaşımında kim etiketlenecek?

Böylece yapılacak iş unutulur, oturulacak sandalye konuşulur. Henüz ortada masa yoktur ama başköşeye kimin oturacağı bellidir.

Sonra herkes ayrı ayrı güçsüz kalır.

Birleşmekten korkarız. Çünkü birleşince paylaşmak gerekir. Sözü, görünürlüğü, emeği ve hatta alkışı…

Oysa alkış bölününce azalmaz. Çoğalır.

Ucuz Sandalyenin Pahalı Muhabbeti

Memleket meselelerini konuşmak elbette güzeldir. İnsan yaşadığı yere karşı ilgisiz olmamalıdır.

Fakat konuşmak ile düşünmek aynı şey değildir.

Eleştirmek ile çözüm üretmek de aynı değildir.

Kahve köşelerinde, dernek odalarında, küçük masaların çevresinde çok büyük cümleler kurulur:

“Şöyle yapacaksın.”

“Ben olsam var ya…”

“Bunların hiçbirinden bir şey olmaz.”

“Bu şehir adam olmaz.”

Peki, ne yaptın?

Bir toplantıya katıldın mı?

Bir öneri yazdın mı?

Bir oluşuma destek verdin mi?

Bir etkinliğe bilet aldın mı?

Bir sanatçının, yazarın, tiyatrocunun ya da müzisyenin emeğine omuz verdin mi?

Yok.

Ama fikir çok.

Bizde fikir bazen çekirdek gibidir. Çitlenir, kabuğu yere atılır, içinden pek bir şey çıkmaz.

Hep aynı kafede, hep aynı adamlar konuşur, yanında o hep aynı adamlar da sadece onları dinlerler. Hep konuşan adamlar aynıdır. Her seferinde aynı şeyleri konuşurlar. Hep aynı şeylerden şikayet ederler. Hep aynı taraftan bakarlar. Konuşur… konuşur… akşam olur dağılırlar,  evde yine dizi izlemeye devam. Ertesi gün aynı yerde, aynı dedikodular, aynı söylevler, aynı dinleyiciler. Şehir için fardalı ve etkili bir şey var mı? yok! Aynı tas, aynı hamam. Bu yüzden şehir de, yaşayanları da yerlerinde sayarlar. Bir adım ileri gidemezler. Boş ve ucuz muhabbetler, etkisiz eylemsizlikler! Söz çok!

Üstelik gerçek bir öneri geldiğinde, onu desteklemek yerine kusur ararız. Çünkü başkasının fikrine destek vermek, kendi eksikliğimizi kabul etmek gibi gelir.

Oysa aklı başında insan, iyi fikrin kimden çıktığına değil, nereye varacağına bakar.

Tutuculuk Yalnızca Gelenek Değildir

Tutuculuk denince hemen kıyafet, aile yapısı ya da eski alışkanlıklar akla geliyor.

Oysa asıl tutuculuk, düşünceyi değiştirememektir.

“Ben böyle gördüm.”

“Böyle gelmiş, böyle gider.”

“Bizim insanımız değişmez.”

“Eskiden daha iyiydi.”

Geçmiş elbette değerlidir. Fakat geçmiş, içinde yaşanacak bir ev değil; bakılacak bir albümdür.

Albümü açarız, hatırlarız, ders çıkarırız. Sonra kapatıp bugüne döneriz.

Sürekli geçmişte yaşayan şehirler, geleceği başkalarının kurmasını izlemek zorunda kalır.

Çağdaş hayat, gelenekten vazgeçmek değildir. Geleneği bugünün ihtiyaçlarıyla yeniden yorumlayabilmektir.

Modern olmak da her yeni şeye alkış tutmak değildir. Yeniyi anlamak, tartmak ve işe yarayanı hayata katmaktır.

Yani ne her eski kutsaldır ne de her yeni harikadır.

Ama düşünmeden reddetmek, fikir değil reflekstir.

Küçük Şehirde İyi Yaşamak Mümkün

Küçük şehirlerde daha iyi yaşamak mümkündür.

Daha çok tiyatro izlemek mümkündür.

Daha fazla konser, sergi, söyleşi ve atölye düzenlemek mümkündür.

Şehrin sanatçılarını, yazarlarını ve üreticilerini desteklemek mümkündür.

İnsanların birbirini rakip değil, yol arkadaşı olarak görmesi mümkündür.

Bunun için önce “Burada olmaz.” cümlesini azaltmak gerekir.

Sonra da “Ben ne yapabilirim?” sorusunu çoğaltmak…

Belediyeden, devletten, kurumdan, dernekten, zengin iş insanından, gizemli bir kurtarıcıdan her şeyi beklemek kolaydır.

Zor olan, kendi payımıza düşen küçük sorumluluğu almaktır.

Bir etkinliğe katılmak küçük bir adımdır.

Bir kitabı satın almak küçük bir adımdır.

Bir sanatçının çalışmasını paylaşmak küçük bir adımdır.

Ortak bir projede gönüllü olmak küçük bir adımdır.

Fakat şehir dediğimiz şey zaten bu küçük adımların yan yana gelmesinden oluşur.

 
Birlikten Güç Doğar, Ama Nasıl?

“Birlikten güç doğar.” sözünü hepimiz biliriz.

Fakat birlik, yalnızca aynı masaya oturmak değildir.

Aynı fotoğraf karesine girmek hiç değildir.

Birlik; farklı fikirlere tahammül etmektir. Bazen başkasının önerisini desteklemektir. Gerektiğinde geri planda durabilmektir. Kendi doğrularımızdan şüphe edebilme olgunluğudur.

Birlik, herkesin aynı şeyi düşünmesiyle kurulmaz.

Herkesin farklı düşünüp aynı iyilikte buluşmasıyla kurulur.

Bugünün sorunlarına dünün kafasıyla bakarak yeni sonuçlar elde edemeyiz. Eski yöntemleri tekrar edip farklı bir sonuç beklemek, kapıyı aynı anahtarla yüz defa açmaya çalışmaya benzer.

Anahtar uymuyorsa kapıya kızmanın anlamı yoktur.

Anahtarı değiştirmek gerekir.

Daha iyi bir şehir hayatı için önce bakışımızı değiştirmeliyiz. Farklı düşünmekten korkmamalıyız. Yan yana gelmekten, güç birliği yapmaktan, birbirimizin emeğini büyütmekten çekinmemeliyiz.

Çünkü şehirler binalarla değil, insanların cesaretiyle büyür.

Söz söylemek kolaydır. O sözü davranışla, emekle ve birliktelikle güçlendirmek zordur.

Ama kıymetli olan da zaten budur:

Sözünün gücü olsun!

Benden Söylemesi…