Halk Tipi Çikolata Olmaz; Halkı Tipleyen Çikolata Olur!
Şehir Küçük, Bahaneler Büyük
Çikolata, yedi yaşındaki çocuğun cebinde de vardır, yetmiş yaşındaki dedenin gizli çekmecesinde de. Kimi sevincinden yer, kimi sinirinden. Kimi kahvenin yanına bir kare koyar, kimi paketi açınca kare mare dinlemez; meseleyi tapusuyla birlikte mideye indirir.
Bu bakımdan çikolata demokratiktir.
Fakat fiyat etiketine gelince birden aristokratlaşır.
Çünkü çikolata, sanıldığı kadar “masum bir atıştırmalık” değildir. Kakao çekirdeği ister. Kakao kitlesi ister. Kakao yağı ister. Sütü, şekeri, işçiliği, doğru temperlemeyi, düzgün saklamayı ister. Nazlıdır. Sıcağa küser, soğuğa darılır. Nem görünce suratına pudra sürmüş ihtiyar gibi beyazlar.
Yani çikolata üretmek, şekeri kahverengiye boyayıp kalıba dökmek değildir.
Türk Gıda Kodeksi’ne göre yalnızca “çikolata” denilebilmesi için ürünün belirli oranlarda kakao kuru maddesi, yağsız kakao kuru maddesi ve kakao yağı içermesi gerekir. Örneğin sade çikolatada toplam kakao kuru maddesi en az yüzde 35, kakao yağı ise en az yüzde 18 olmalıdır. Kuvertür çikolatada kakao yağı oranı en az yüzde 31’e çıkar. Demek ki çikolatanın nüfus cüzdanında “kakao” yazması yetmez; aile kütüğünde de kakao bulunmalıdır.
Ucuz Çikolata Mucizesi
Peki bu kadar kıymetli hammaddeyle yapılan ürün nasıl oluyor da pazarda, indirim sepetinde, okul kantininde sudan ucuz satılabiliyor?
İşte çikolatanın kakao kısmı burada bitiyor, kakalama kısmı başlıyor.
Üreticiye deniliyor ki:
“Bu ürün dar gelirli vatandaşın da alabileceği fiyatta olsun.”
İyi, güzel…
Vatandaşın geliri yükseltilmeyince ürünün içeriği alçaltılıyor.
Kakao yağı pahalı mı?
Azalt.
Meyve pahalı mı?
Meyveyi çıkar, aromasını koy.
Fındık pahalı mı?
Paketin üzerine kocaman fındık resmi bas. İçine de fındığın köyünden geçmiş birkaç kırıntı serpiştir.
Sonra ambalaja bir şelale çiz. Çikolata akıyor, süt sıçrıyor, fındıklar havada uçuyor. Ambalajı gören insan, İsviçre Alpleri’nde kakao sağılmış sanıyor. Paketi açınca karşısına çıkan şey ise kahverengi bir yapı malzemesi…
Çikolata mı?
Çikolatayı andıran yenilebilir bir hatıra.
Elbette mevzuat, belirli koşullarla kakao yağı dışında bazı bitkisel yağların kullanılmasına izin veriyor. Ancak bu ilave, minimum kakao miktarlarını düşürmeden ve belirli sınırlar içinde yapılabiliyor. Üstelik ürünün etiketinde “Kakao yağına ek olarak bitkisel yağ da içermektedir” ifadesinin açıkça yazılması gerekiyor. Yani kanun bile üreticiye, “Ne koyduysan adam gibi söyle,” diyor.
Demek ki mesele yalnızca yasal olmak değildir.
Mesele dürüst olmaktır.
Halkın Çikolatası mı, Halkın Saflığı mı?
“Halk tipi çikolata” sözü kulağa pek sevimli geliyor.
Halk ekmeği var.
Halk sütü var.
Halk lokantası var.
Öyleyse halk çikolatası neden olmasın?
Çünkü ekmeğin ucuzu yine ekmektir. Unu, suyu, mayası vardır.
Çikolatanın aşırı ucuzu ise çoğu zaman çikolatayı çikolata yapan özelliklerden kısmak zorundadır. Ürün ucuzladıkça gramaj küçülmüyorsa, ambalaj sadeleşmiyorsa, reklam bütçesi azalmıyorsa bir yerden fedakârlık ediliyor demektir.
Muhtemelen o fedakârlığı üretici değil, içerik yapıyordur.
“Halk için üretiyoruz,” sözü de burada biraz fazla duygusal kaçıyor.
Halk için üretmek, halka benzeyen bir ambalaj hazırlamak değildir.
Halk için üretmek, halkı kandırmamaktır.
Meyve yoksa “meyveli” diye bağırmamak gerekir. Fındık yalnızca ürünle aynı fabrikada bulunmuşsa, ambalajın yarısını fındık bahçesine çevirmemek gerekir. Ürün çikolata değilse ön yüzüne “çikolata” kelimesini smokin giydirip çıkarmamak gerekir.
Çünkü ambalaj başka, içerik başka konuşuyorsa orada ürün değil, küçük çaplı bir tiyatro vardır.
Üstelik oyuncular kötü, dekor pahalıdır.
Her Katkı Maddesi Zehir Değildir
Burada bir hakkı da teslim edelim.
Palm yağını, lesitini, glikoz şurubunu veya aroma vericileri tek başına “zehir” ilan etmek kolaydır. Fakat kolay olan her söz doğru değildir.
Örneğin palm yağıyla ilgili bilimsel kaygılar, özellikle yüksek sıcaklıktaki rafinasyon sırasında oluşabilen bazı işlem bulaşanları üzerinde yoğunlaşır. Bu, her palm yağı içeren ürünün doğrudan zehir olduğu anlamına gelmez. Sorun; kullanılan yağın niteliği, işlenme yöntemi, miktarı, ürünün genel besin profili ve tüketim sıklığıdır.
Zaten “zehir” dediğimiz anda üreticinin ekmeğine —pardon, kokolinine— yağ sürmüş oluruz.
Adam çıkar:
“Bakın, bilimsel konuşmuyorlar,” der.
Ardından ürünün içeriğini değil, bizim kelimemizi tartışır.
Bu nedenle doğru cümle şudur:
Ucuz ürün mutlaka zehir değildir. Fakat düşük kaliteli ürün, yüksek kaliteliymiş gibi pazarlanıyorsa bunun adı tüketiciyi yanıltmaktır.
Zehir demeyelim.
Makyajlı vasat diyelim.
Daha az sansasyonlu, fakat daha isabetli.
Fakirin Çikolotası Olmazsa, Çikolata Zengin Yiyeceği midir?
Bu sert bir ifade olmakla beraber, kısmi doğruluğuda yok değil. Çikolatayı çikolata yapan bileşenler yerine daha ucuz maliyetle onu bunu katıp, adına çikolata demekte doğru değil. Halk tipi ucuz market ya da dükkanların raflardaki çoğu ürün, tam anlamıyla çikolata değil.
Fakir çikolata yiyemez demek başka şey, fakirin zengin kadar çikolata yeme şansı yok demek başka şey. Ancak raflarda gördüğümüz ve ucuza satılan her kahverengiye çikolata demek te yanlış. Türk Gıda Tüzüğü ya da Kodeksi; her neyse, fakir çikolata yemesin, bu zengin yiyeceğidir gibi sert ve keskin ifadeyi diyemediğinden, sorunun çevresinden dolanmayı tercih etmektedir. Maliyet nedeniyle, ucuz olsun, fakir de alabilsin diye, her önüne gelen maddeyi de, yenilebilir kabul standartının kanatları altına almaması gerekirdi. Kalitesiz ya da dürüst olmayan malzemelerle yapılan çikolatalara izinler verilmemelidir. Toplumun büyük bir kesiminin sağlığının derdi, buna izin verenleri germesi gerekir.
Fakire Sahte Bolluk Değil, Küçük Bir Gerçek Verin.
Üreticilere de küçük bir önerim var:
“Herkes çikolata yesin,” romantizminden vazgeçin.
Herkesin büyük tablet alabilmesi için ürünün karakterini bozmayın. Yüz gramlık çikolatamsı üretmek yerine, yirmi gramlık gerçek çikolata üretin.
Az olsun.
Düzgün olsun.
Ambalajı daha sade olsun. Ambalaj denetimi ve teknik standartlarını düzgün, uyulmasının denetlendiği ve sıkı kon trol edildiği hale getirin.
Tasarımcılar, içinden meyve çıkmayacaksa meyve bahçesi basmayın. Fındık yoksa ambalajdan fındık yağdırmayın. Kakao yağı cimrilikle kullanılmışsa ürünü “ustalık”, “gelenek”, “efsane lezzet” gibi kelimelerle cilalamayın.
Çünkü marka olmak, müşteriye pahalı kutu satmak değildir.
Marka olmak, kutuyu açtığında müşterinin aptal yerine konulmadığını hissettirmektir.
Çikolata lüks olabilir.
Bunda utanılacak bir şey yoktur.
Havyarın halk tipi olmadığı gibi, iyi çikolatanın da sınırsız ucuzluğu yoktur. Her ürünü herkesin her gün tüketmesi gerekmez. Bazen kaliteli bir ürünü seyrek yemek, kalitesizini her gün kemirmekten daha doğrudur.
Zenginseniz çikolatanın küpüne girin. İçinde yüzün, kulaç atın, çıkarken de üzerinize biraz Antep fıstığı serptirin.
Dar gelirliyseniz de size kahverengi bir kandırmacayı “halkın mutluluğu” diye satmalarına razı olmayın.
Çünkü halk tipi çikolata yoktur.
Ama halkı tipleyen çok çikolata vardır.




Görüşünüzü yorum olarak belirtiniz!