Yollarımı gençlere göre?
Gençleri mi yollara göre hazırlayacağız?
Gençlerin önünü aç aç… Sonra ilk çukurda niye düştü diye şaşır!
Gençlere otoban değil, direksiyon lazım
Hedef çukursuz yollar değil, çukura düşünce kalkabilen gençler!
Gençler için iyi bir gelecek istiyorsak, yalnızca onların önündeki yolları düzeltmekle yetinemeyiz. Çünkü mesele, yolların ne kadar düzgün olduğu değil; o yollarda yürüyecek gencin ne kadar hazırlıklı olduğudur.
Hayatın bütün çukurlarını kapatamayız, bütün virajlarına bariyer çekemeyiz, bütün yokuşlarına yürüyen merdiven koyamayız. Koysak bile hayatın başka bir yerde yeni bir çukur kazma huyu vardır. O yüzden asıl işimiz yolu kusursuzlaştırmak değil, genci yolun kusurlarına hazırlamaktır.
Yarınlara hazırlanan genç; yalnızca diploma alan, iyi bir işe yerleşen ya da önüne çıkan fırsatı değerlendiren genç değildir. Belirsizlikle baş edebilen, düştüğünde yeniden kalkabilen, yol kapandığında başka bir güzergâh düşünebilen gençtir. Biz büyüklerin görevi de tam burada başlıyor. Gençlere yalnızca gelecek bırakmak yetmez; onları o geleceği taşıyabilecek hâle de getirmek gerekir. Yoksa önlerine kırmızı halı sersek ne olur? Halı bittiğinde asfaltla tanışınca şaşırırlar.
Gençlerimiz için yol açalım, önlerini temizleyelim, taşları kaldıralım, çukurları kapatalım, mümkünse güneşi de arkalarına alalım… Hatta elimiz değmişken yokuşları biraz indirelim, virajları düzeltelim.
Aman çocuk yorulmasın! Sonra da hayatın ilk ciddi virajında neden afalladığını düşünüp hayret edelim. Çünkü biz yol hazırlarken, o yolda yürüyecek insanı hazırlamayı biraz unutmuşuz.
Oysa hayat belediye fen işleri müdürlüğü gibi çalışmıyor. Önceden keşif yapıp “Şurada çukur var, buraya asfalt dökelim.” demiyor. Bazen yol biter, patika başlar.
Bazen tabela yoktur. Bazen navigasyon bile “Rota yeniden oluşturuluyor.” deyip işi Allah’a havale eder.
Mesele, gencin önüne kusursuz yol sermek değil; yol kaybolduğunda yönünü bulabilecek aklı, cesareti ve direnci ona kazandırabilmektir.
Bizim kuşakların tuhaf bir alışkanlığı var. Gençleri hayata hazırladığımızı düşünüyoruz ama çoğu zaman onları hayattan koruyoruz. Düşmesin, üzülmesin, yanılmasın, parasız kalmasın, reddedilmesin, başarısız olmasın…
İyi niyet güzel şeydir ama fazlası pamuk ambalaja dönüşüyor. Pamuklara sarılmış insanın dizinde yara olmaz belki ama bacağında kas da olmaz.
Atalar boşuna “Düşe kalka büyür insan.” dememiş. Biz ise düşmeyi eğitim programından çıkarmaya çalışıyoruz.
Bir gencin önündeki bütün engelleri kaldırmak, ona iyilik etmek gibi görünebilir. Fakat her engeli kaldırdığınızda, farkında olmadan bir beceri geliştirme fırsatını da kaldırabilirsiniz.
Bir kapı açılmıyorsa biraz uğraşsın. Bir proje tutmadıysa neden tutmadığını düşünsün. Bir fikri reddedildiyse dünyanın sonunun gelmediğini öğrensin. Çünkü gerçek hayat, her doğru cevaba yıldız yapıştıran sınıf öğretmeni değildir.
Üstelik gençlere sürekli hazır yol sunmanın başka bir tehlikesi daha var: Bekleme alışkanlığı. Birileri yol açsın, birileri imkân versin, birileri davet etsin, birileri fark etsin…
E, hayat da kapının önünde davul zurnayla beklemiyor ki! Bazen kapıyı sen çalacaksın, bazen kapıyı sen yapacaksın, bazen de “Kapı mapı yok arkadaş.” deyip duvarın etrafından dolaşacaksın.
“Hazıra dağ dayanmaz.” sözü sadece para için söylenmiş değildir; hazır fırsata alışan irade de bir süre sonra incelir.
Burada mesele gençleri yalnız bırakmak da değil elbette. “Biz zamanında çok çektik, onlar da çeksin.” yaklaşımı eğitim değil, kuşaklar arası küçük çaplı intikamdır.
Gencin elinden tutmak başka şeydir, ayağını onun yerine atmak başka. Tecrübeyi paylaşalım ama hayatı onun adına yaşamayalım. Haritayı gösterelim fakat direksiyonu elinden almayalım. Çünkü şoförlük, arka koltukta oturarak öğrenilmiyor.
Gençlerin ihtiyacı yalnızca daha çok fırsat değil; fırsat çıktığında ne yapacağını bilecek donanımdır. Merak edecek, araştıracak, iletişim kuracak, reddedilmeyi kaldıracak, gerektiğinde yeniden başlayacak.
Biraz sabır, biraz dayanıklılık, biraz da “Olmadıysa başka türlü denerim.” huyu… Hayatın en kıymetli diploması bazen duvarda asılı değildir. İnsanın sırtında taşıdığı tecrübenin içinde durur.
Biz büyükler de ara sıra şu alışkanlığımızı bırakmalıyız: Gençlere sürekli ne yapmaları gerektiğini anlatmak. Çünkü bazen öyle uzun anlatıyoruz ki çocuk yola çıkacağına bizi dinlerken yaşlanacak!
Biraz alan açalım. Fikrini denesin. Yanılsın. Bize ters gelen bir yöntem kullansın. Hatta bazı işleri bizden daha iyi yapsın. Bundan rahatsız olmayalım. Zaten işin doğrusu da budur. Bir sonraki nesil bizi geçemiyorsa, bayrağı taşımamışız; elimize yapıştırmışız demektir.
Kısacası gençlerin önündeki bütün taşları toplamaya çalışmayalım. Bazı taşların üzerinden atlamayı, bazılarına basıp yükselmeyi, bazılarını da kenara koymayı öğrensinler.
Çünkü dünyanın yollarını gençlere göre dümdüz edemeyiz. Ama gençleri dünyanın inişine, çıkışına, çukuruna, virajına hazırlayabiliriz. Yol her zaman hazır olmayacak.
Asıl mesele, yol bittiğinde gencin de bitmemesidir.
Benden Söylemesi…




Görüşünüzü yorum olarak belirtiniz!