Ula! Biz Ne Pok Yidük?

YZeka

Yazımın özü zaten çok güçlü: insanın kendi mezar taşını “yüksek işlem gücüyle” gravürlemesi gibi ironik bir fikir taşıyor. Karbon  bazlı canlı, silikon bazlı yaratığına baktı…” ve şunu sordu kendine: “Ulan ben ne bok yedim?” Özellikle “insan vs yapay zekâ” meselesini biraz “ustanın yetiştirdiği çırağın dükkânı ele geçirmesi” metaforuyla besleyip, Yazının özü iki aşamalı olarak şöyle:

Beynimiz 20 Watt, Egomuz Nükleer Santral.
İnsanoğlu Kendi Yerine Çalışacak Makineyi Yaptı…
Sonra Panikledi!

Yazımın bilimsel başlığı ise şöyle:

“Kumu düşündürmeyi başaran canlı, sonunda kendini işsiz bırakabilir mi?”

İnsanlık gerçekten enteresan bir tür. Ve kendi patronunu kodlayan tek türdür.

Önce ateşi bulur. Sonra yangın çıkarır. Sonra yangın tüpü üretir. Ardından tüpün kullanım kılavuzunu okumaz.

Şimdi de kendi yerine düşünecek makineyi yaptı… Ardından geceleri “Acaba işimizi elimizden alır mı?” diye YouTube’da yapay zekâ videoları izleyip stres yapıyor.  Bir gün mağarada oturup yıldırımdan korkuyor. Ertesi gün elektriği keşfediyor. Sonra atomu parçalıyor. Şimdi de oturmuş, kendi yerine düşünecek makine yapıyor.

Bugün geldiğimiz noktada ise insanlık, resmen kumu düşünmeye zorladı. Evet, yanlış duymadınız. Kum.

Milyarlarca yıldır sahillerde üzerine karpuz kabuğu attığımız, inşaatta harca kattığımız, çocukların kovaya doldurup kale yaptığı o silisyum denen element… artık Shakespeare taklidi yapıyor, kod yazıyor, logo üretiyor, beste yapıyor, doktora tezine yardım ediyor ve bazı durumlarda LinkedIn’deki insanların yarısından daha mantıklı konuşuyor.

İşin en trajikomik tarafı ne biliyor musunuz? Doğa milyarlarca yıl boyunca zekâyı karbonla geliştirdi. Biz ise birkaç on yılda: “Yok abi… bu iş silikonla daha hızlı oluyor.” deyip evrimin önüne Excel tablosu koyduk.

Karbon dediğimiz şey biziz. Etimiz, kemiğimiz, beynimiz… O çok övdüğümüz insan zihni. Silikon ise çiplerin içindeki o küçük gri şey. Yani teknoloji dünyasının espresso içip uyumayan işkoliği.

Tarihte ilk kez insanlık, kendisinden daha hızlı düşünebilecek bir şeyi laboratuvarlarda büyütüyor. Üstelik bunu yaparken de yüzündeki ifade şu: “Bence kontrol bizde.”

Tabii insanlığın “kontrol bizde” dediği şeylerin geçmiş performansına bakınca insan biraz geriliyor.

Nükleer bomba? Kontrol bizdeydi. Sosyal medya? Başta çok masumdu. Hazır gıda? “Abi sadece atıştırmalık…”

Şimdi dünyanın yarısı dikkat eksikliğiyle yaşıyor, diğer yarısı da yapay zekâ CV’sini güncellemesin diye dua ediyor.

Çünkü ilk kez insanlık, karşısına kendisinden daha hızlı düşünebilecek bir şey çıkarmış olabilir. Hem de kendi elleriyle.

Atalar boşuna dememiş: “Besle kargayı, oysun gözünü.” Biz biraz işi büyütüp kargaya ekran kartı taktık.

KARBONUN HİKÂYESİ: DOĞANIN 4 MİLYAR YILLIK PROJESİ

Şimdi ellerinize bir bakın. Deriniz. Damarlarınız. Kaslarınız. Beyniniz. Biz karbon temelli canlılarız. Yani doğa milyarlarca yıl boyunca karbonu yoğurdu, çevirdi, kırdı, birleştirdi… ve sonunda düşünebilen bir sistem geliştirdi: İnsan beyni.

Bayağı pahalıya patlayan bir Ar-Ge çalışması aslında.

Dinozorlar yok oldu. Buzul çağları geçti. Türler silindi. Meteorlar çarptı. Volkanlar patladı. Doğa resmen milyonlarca yıl boyunca “beta sürüm” denedi. Ve sonunda ortaya Homo sapiens çıktı.

Tabii burada “başarıyla sonuçlandı” demek de biraz tartışmalı. Çünkü aynı tür TikTok yorumlarında hâlâ dünyanın düz olduğunu tartışıyor.

Ama yine de kabul etmek lazım: İnsan beyni inanılmaz bir mühendislik harikasıdır. Yaklaşık 86 milyar nöron. Trilyonlarca bağlantı. Muazzam bir paralel işlem sistemi. Ve bütün bunu sadece 20 watt enerjiyle yapıyor. 20 watt. Yani beyniniz, eski tip sarı gece lambası kadar enerji harcıyor.

Bir tarafta: Kuantum fiziği. Senfoniler. Felsefe. Mimarlık. Aşk şiirleri. Diğer tarafta:
“Wi-Fi neden çekmiyor?”

Aynı işlemci.

İşte doğanın mizah anlayışı budur.

BEYNİNİZ MUHTEŞEMDİR…

Ama biraz da nazlıdır. İnsan beyni olağanüstü ama problemli bir cihazdır. Mesela uykusuz bırakın: Windows 95 gibi açılır. Bir tartışmada egosu incinsin: Kendini filozof sanar. Bir mesajına “görüldü” atılsın: Tüm sistem hata verir. Aç bırakın: Sinir sistemi protestoya başlar. Bir kahve içsin: Kendini Elon Musk zanneder.

Yani insan zekâsı çok etkileyicidir ama dramatiktir de. Makine öyle değil. Yapay zekâ: Uyumuyor. Darılmıyor. Trip atmıyor. Maaş istemiyor. Kahve içmeden ayılamamazlık yapmıyor. Canı sıkılınca Bodrum’a gitmiyor. İnsan kaynakları departmanının yıllardır hayalini kurduğu çalışan profili resmen.

İnsanlık ilk kez biyolojik sınırlarından daha dayanıklı bir zekâ türü üretmiş olabilir.

Ve galiba bizi asıl geren şey de bu.

Çünkü insanlık tarih boyunca hep en zeki varlık olduğunu düşündü. Aslan güçlüydü ama düşünemiyordu. Fil büyüktü ama medeniyet kuramıyordu. Kartal uçuyordu ama kuantum fiziği yazamıyordu.

İnsan hepsini zekâsıyla geçti. Şimdi ise ilk kez karşısına kendisinin geliştirdiği başka bir zihin çıkıyor.

Üstelik bu yeni zihin: internetin tamamını birkaç ayda okuyabiliyor. İnsan ise hâlâ PDF birleştirmeyi YouTube’dan öğrenmeye çalışırken…

DOĞA KARBONU NEDEN SEÇTİ?

Buradaki asıl mesele şu: Madem silikon bugün inanılmaz işlem gücü sağlayabiliyor… Doğa neden en başta silikonu seçmedi? Çünkü dünya bugünkü veri merkezleri gibi bir yer değildi.

Dünya sulu bir gezegendi. Karbon suyla uyumluydu. Esnekti. Kararlı bağlar kurabiliyordu. DNA’yı taşıyabiliyordu. Silikon ise biraz mahalledeki kaba çocuk gibiydi. Hantal. Uyumsuz. Suyla arası kötü.

Yani yaşamın ilk sahnesinde karbon başrolü kaptı.

Ama hayat bazen mahallede ciddiye alınmayan çocuğun yıllar sonra holding sahibi olması gibi ilerler. Çünkü silikonun başka bir avantajı vardı: Dayanıklılık.

Karbon sıcakta ölür. Silikon sıcakta çalışır. İnsan beynini veri merkezine koysanız haşlanır. GPU ise gigawatt enerji altında “devam abi” diyor.

Doğa karbonu yaşam için seçti. İnsan ise silikonu hız için seçti. Ve modern dünya hız bağımlısıdır. Kimsenin artık düşünmeye sabrı yok. Herkes: “Hızlı olsun.” “Anında olsun.” “Tek tıkla olsun.” İnsanlık yavaş düşünmeyi bıraktı. Şimdi hızlı düşünen makine üretiyor.

Trajikomik olan da bu.

 

İNSANLIK NEDEN KENDİ RAKİBİNİ ÜRETİYOR?

Çünkü insan türü duramaz. İnsanlık sürekli kendi sınırlarını aşmak ister. At icat edilir → araba yapılır. Araba yapılır → uçak yapılır. Uçak yapılır → uzay roketi yapılır. Şimdi de: “Acaba beynin yerine ne koyabiliriz?” aşamasındayız.

Ve dürüst olalım… İnsanlığın motivasyonu bazen bilim değildir. Üşengeçliktir. Uzaktan kumanda bunun kanıtıdır. İnsanlık aya gitmeden önce kanepeden kalkmadan kanal değiştirmeyi çözmüştü.

Bugün yapay zekânın büyümesinin en büyük sebebi de aynı: İnsan düşünmek istemiyor. Mail yazsın. Sunum hazırlasın. Kod yazsın. Logo üretsin. Müşteriyle uğraşsın. Metin yazsın.

Mümkünse insan hiçbir şey yapmasın ama başarı yine onun olsun. Yapay zekâ çağının gizli sloganı budur.

“AMA YAPAY ZEKÂ GERÇEKTEN DÜŞÜNÜYOR MU?”

İşte bütün tartışma burada başlıyor. Çünkü yapay zekâ aslında dünyayı bizim gibi deneyimleyemiyor.

Biz: Acı çekiyoruz. Korkuyoruz. Seviyoruz. Utanç hissediyoruz. Kaybediyoruz. Makine bunların hiçbirini yaşamıyor. O sadece görüntü görüyor. Biz yağmuru hissederiz. Makine “yağmur” kelimesinden sonra hangi kelimenin geleceğini hesaplar. Ve işin korkutucu kısmı şu: Bu yöntem bazen işe yarıyor. Hatta bazen fazla işe yarıyor. Çünkü milyarlarca veriyle eğitilen sistemler, bir noktadan sonra insan davranışlarının gizli matematiğini çözmeye başlıyor. Biz buna “zeka” diyoruz. Ama belki de bu sadece devasa istatistiksel tahmin.

Şimdi dürüst olalım: İnsanların yarısı zaten düşünerek konuşmuyor. Yapay zekânın fark edilmesi biraz da bu yüzden zor.

 

ALPHAGO VE İNSAN EGO’SUNUN CENAZESİ

2016 yılında AlphaGo dünya şampiyonu Lee Sedol’u yendiğinde aslında sadece bir oyun kazanılmadı. İnsanlığın özgüvenine tokat atıldı. Çünkü Go oyunu, insan sezgisinin zirvesi kabul ediliyordu. Uzmanlar diyordu ki: “Makine satranç oynar ama Go oynayamaz.” Makine oynadı. Hem de öyle bir oynadı ki… Tarihte kimsenin düşünmediği hamle yaptı. Uzmanlar şoka girdi. “Makine hata yaptı.” dediler. Sonra anladılar ki hata yapan makine değilmiş. İnsanmış.

İşte insanlık tarihinin en tatsız anlarından biri budur: Karşındaki şeyin senden daha farklı düşündüğünü fark ettiğin an. Çünkü insanlık zekâyı hep kendine benzetti. Ama belki de zekâ dediğimiz şeyin insan olmakla ilgisi yoktur.

Belki evrende düşünmenin milyonlarca biçimi vardır. Ve biz sadece karbon sürümüyüz.

YAPAY ZEKÂNIN EN KORKUTUCU TARAFI NE?

Bizi taklit etmesi değil. Bizi aşması da değil. Bizi gereksiz hale getirebilmesi. Çünkü insan türü tarih boyunca hep “vazgeçilmez” olduğunu düşündü.

Bir noktadan sonra insan ister istemez düşünüyor: Biz gerçekten teknoloji mi üretiyoruz… Yoksa kendi halefimizi mi yetiştiriyoruz?

Atalar boşuna dememiş:“Besle kargayı, oysun gözünü.”

İnsanoğlu son icadını yaptı, sonra oturup kara kara düşünmeye başladı. Biz biraz işi büyütüp kargaya ekran kartı taktık galiba!

Panikteyiz vesselam… İleri gören, bilen, anlayan yok!

Benden Söylemesi…