Birinci Çok… Ama İnci Kaç Tane

inci
BİR-İNCİ

Birinci Çok… Ama İnci Kaç Tane?
Madalya Paslanırken, İnci Kalır!
Herkes Birinci Olmak İstiyor… Peki Kim Değerli Olabiliyor?

“Birinci olmak” ile “bir inci olmak” arasında dağlar kadar fark vardır aslında.
Ama gelin görün ki çağımız, bu iki kavramı birbirine karıştırmayı pek seviyor. Çünkü günümüz dünyasında tabela çok kıymetli, içerik biraz üvey evlat…

Bir yarışta birinci olabilirsiniz.

Daha hızlı koşarsınız, daha çok çalışırsınız, disiplinli olursunuz, iyi beslenirsiniz, biraz da şans yanınızdaysa ipi göğüslersiniz. Hepsi gayet mümkündür. Kimse buna itiraz etmez. Çünkü “birincilik”, çoğu zaman teknik bir sonuçtur.

Ama mesele “bir inci” olunca işler değişir.

İnci dediğiniz şey, istiridyenin canını acıtan küçücük bir kum tanesinden doğar. Yani değer dediğimiz şey, biraz sabır, biraz sancı, biraz zaman ister. Öyle marketten kilo işi alınmaz.

Bir insanın “birinci” olması için bazen yalnızca kendi performansı yeterlidir.
Ama “bir inci” olması için; karakter gerekir, tutarlılık gerekir, zarafet gerekir, vicdan gerekir, emek gerekir, insanlık gerekir… En önemlisi de zamanın testinden geçmek gerekir.
Çünkü hayat enteresan bir terazidir. Birincileri çabuk alkışlar… ama incileri kolay kolay unutmaz.

Bugün sosyal medyada üç video çekip “usta”, iki cümle kurup “kanaat önderi”, üç filtre koyup “sanatçı” ilan edilen bir çağdayız. Ortalık biraz “ne oldum” kalabalığına dönmüş durumda. Eskilerin dediği gibi: “Boş teneke çok ses çıkarır.” Oysa gerçek değer, bağırmaz. Sessizce ağırlığını hissettirir.

Mesela çok sevilen bir sanatçıyı düşünün… Sadece iyi şarkı söylemesi yetmez. İnsan olmayı da taşıması gerekir. Yıllar geçse bile insanlar onda kendinden bir parça bulmalıdır. Bir oyuncunun sadece rol yapması değil, hafızada iz bırakması gerekir. Bir yazarın sadece kitap basması değil, cümlelerinin insanların hayatına sızması gerekir. Çünkü kalıcılık; yetenek ile karakterin ortak çocuğudur.

İşte bu yüzden “birinci olmak” bazen kısa bir fotoğraf karesidir…
Ama “bir inci olmak”, yıllar sonra bile unutulmayan bir hikâyedir.

Atalar boşuna dememiş: “Marifet iltifata tabidir.” Ama eksik söylemişler biraz… Gerçek marifet, zaman geçince de değer kaybetmeyendir. Çünkü madalya vitrinde durur… İnci ise nesilden nesile aktarılır.

Bir de şu vardır: Hayat bazen insanı çok garip bir sınava sokar… Kimin gerçekten değerli olduğunu hemen göstermez. Çünkü bu çağ, cilayı karakterden daha hızlı fark ediyor. Parlak olan hemen dikkat çekiyor. Derin olan ise zaman istiyor.

Modern çağın en büyük hastalıklarından biri şu galiba: İnsanlar artık “olmaya” değil, “olmuş gibi görünmeye” yatırım yapıyor. Hal böyle olunca da ortaya tuhaf bir vitrin çıkıyor. İçi boş ama ambalajı çok pahalı insanlar dolaşıyor ortalıkta. Bazıları ilk bakışta çok etkileyici görünür. Konuşması havalıdır. Kendini pazarlamayı iyi bilir. Ama zaman geçince, insanın içinde yankı bırakmaz. Çünkü derinlik taklit edilebilen bir şey değildir. Gerçek kalite; yalnız kaldığında da devam eden şeydir.

Kimse görmüyorken nasıl davrandığınız… İşinize mecbur olmadığınız halde ne kadar özen gösterdiğiniz… Size faydası olmayacak insanlara nasıl davrandığınız… İşte bütün mesele oralarda başlıyor. Çünkü karakter dediğimiz şey, seyirci önünde oynanan bir tiyatro değildir. Perde kapanınca ortaya çıkan hakikattir.

Ve hayat çok acımasız bir editördür… Fazlalıkları zamanla keser atar. Bir dönem herkesin dilinde olan nice isim düşünün… Bugün kimse dönüp bakmıyor bile.
Çünkü sadece popüler olmak, kalıcı olmak anlamına gelmiyor. Popülerlik bazen saman alevi gibidir. Bir parlar… Sonra kendi dumanında kaybolur.

Ama gerçek değer öyle değildir. Aradan yıllar geçer… Bir cümlesi hatırlanır, bir tavrı hâlâ anlatılır. Çünkü bazı insanlar yaşarken değil… Geçtikleri yerde bıraktıkları izlerle büyürler.

İşte bu yüzden hayatta mesele sadece kazanmak değildir. Çünkü bazı insanlar yarış bitince unutulur… Bazıları ise hayatın hafızasına yazılır.

Ve açık konuşalım… Çağımızın en büyük trajedilerinden biri de şudur: İnsanlar artık değer üretmekten çok, değer algısı üretmeye çalışıyor.

Ambalaj büyüyor… İçerik küçülüyor. O yüzden bugün “iyi insan” olmak bile neredeyse eski moda bir meziyet gibi görülüyor. Nazik olmak saflık, Vicdanlı olmak zayıflık, Mütevazı olmak başarısızlık sanılıyor. Oysa insanı büyüten şey biraz da taşıdığı ahlaktır.

Sonunda hayat herkesi bir yere koyuyor zaten.
Kimi alkışların içine gömülüyor…
Kimi insanların kalbine.

Ve inanın…
Kalpte kalmak, vitrinde durmaktan çok daha zor bir iştir.

Benden Söylemesi…